29 Aralık 2014 Pazartesi

Paris Rüya gibi Bir Şehir...


    Bir çok filme -nispeten romantik filmlere- ev sahipliği yapan Paris, bir gezginin gitmesi gereken yerlerin ilk sıralarında gelir. Gezilecek çok fazla, tarihi, kültürel, sosyal mekana sahip Paris için çok az süre ayırmamanızı tavsiye ederim.
    Paris Charles de Gaulle havaalanını şehre bağlayan bir tren hattı bulunuyor. Kolayca şehre ulaşabiliyorsunuz. Şehir içinde bisikletle gezebilme olanağınız çok hoş. Özellikle yaz aylarında ziyaret ettiyseniz; bisiklet kartı alarak kiralayıp, 45 dakika bisiklet turunun keyfine varabilirsiniz. Ben daha fazla bisikletle turlamak istiyorum derseniz bisikleti teslim ettikten 10 dakika sonra tekrar kiralayabiliyorsunuz, kartı okutarak bu işlemi gerçekleştirebilirsiniz. Sırt çantanız ve bisikletinizle ulaşabildiğiniz noktalarda fotoğraflar çekip, nerede ne var hızlıca göz atabilir ve kafanızda bir ziyaret planı oluşturabilirsiniz.
    Öncelikle ismini çokça duyduğumuz Notre Dame Katederalini ziyaretle başlayabilirsiniz. Katedrali girmek ücretsiz ve eğer içeride ayinde varsa izlemek sizin için değişik bir kültürel dini ritüel olacaktır. Notre Dame ın kamburundaki mehşur; Notre Dame Kulesine çıkmak için sıraya girerek, 8,50 euro ücret ödemeniz gerekiyor. Burası size eşsiz fotoğraf çekebileceğiniz dar koridor ve merdivenlerle, fantastik gargoyle' lar bezenmiş bir atmosfer sunuyor ayrıca kulenin tepesinden harika bir Paris manzarasına ulaşabiliyorsunuz.
    Daha sonrasında tarihi bir anıt mezat olan Pantheon gezilebilir. Bu ünlülerin anıt mezarında Victor Hugo, Emilie Zola, Voltaire ve daha bir çok ün yapmış entelektüel kişilerin mezarları bulunmakta. Bisikletlerinizle geziyorsanız, dinlenmek ve müthiş manzarayı izlemek için Lüksemburg Bahçesine gelip, hem bu huzurlu, düzenli mekanda dinlenip hem de bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. Paris' in en ünlü müzesi Louvre Müzesi burası inanılmaz büyük ve mevsimine göre kapısında uzunca turist sıraları olduğu zamanlar olabiliyor. Müzenin 3 ayrı bölümü de 3 kattan oluşuyor, rehbersiz kaybolmanın çok kolay olduğu fakat bu sebeple de kendi keşfinizle gezmenin tadına vardığınız bir yer halini alıyor. Mona Lisa, Venüs de Millo, Victorie de Samothrace gibi eserleri özellikle görün ve Türkiye' den alınmış mı, çalınmış mı desem bilemedim bir çok eserin bulunduğu İslam Sanatları bölümüyle diğer ilginç bölüm olan Antik mısır bölümünü de gezebilirsiniz. Aslında müze bir günde sindirerek gezilemeyebiliyor fakat başlıca şeyleri görmenizde fayda sağlayacaktır.
    Buradan çıkınca yürüyerek Concorde Meydanına oradan devam edince de parfüm kokularının her yere hakim olduğu Champs-Elysees Caddesine varabilirsiniz. Biliyorsunuz ki renkli minik tatlı hamburger görünüşlü makaronlar buraya özgü ve bunların en güzellerini bulabileceğiniz yer; Ladurée... Her türü rengarenk ve farklı lezzetlerde yapılıyor.
    Arc de Triomphe yani Zafer takı, Champs-Elysées caddesinin sonunda yer alıyor. Herkes takın önünde fotoğraf çektirebilmek için caddenin ortasına atıyor kendini, sürücüler de artık bu turist çılgınlığına alışmış durumdalar. Dümdüz, engebesiz, bayırsız bir şehir Paris, bu yüzden zaten bisiklet kullanımı çok fazla ve çok da işe yarıyor. Mesela Zafer Takından sonra yine bisiklet kiralayıp Paris' in simgesi Eyfel Kulesine devam edebilirsiniz. Eyfel Kulesi; yılda tam olarak 6 milyon turist akınına uğramakla beraber, yapılışından biraz bahsetmek gerekirse; bu demirden kulenin yapımında tam 3000 işçi çalışmış ve yapımı 26 ay sürmüş, 18.038 parça demir, 2,5 milyon kadar perçinle birleştirilmiş ve yapım çalışmasında hiç ölüm olayı yaşanmamış ki yapılış yıllarının 1887-1889 arası olduğu düşünülürse demekki o yıllarda bile harika bir iş güvenliği varmış. Eyfel Kulesi' ne çıkmak için bilet kuyruğuna girip bilete 9 euro ödüyorsunuz. Paris' in muhteşem panaromik görütüsü ayaklarınız altında beliriyor. Ziyaret saatinizi akşamüzerine denk getirin gün ışığında kulenin tepesinde olursunuz ve gün batarken kentin ışıklarının bir bir yanmaya başladığı zamanlarda da çok güzel fotoğraflar çekip o enfes manzarayı da görmüş olursunuz. Ayrıca indiğinizde Eyfel Kulesi' nin muazzam ışıklandırmasına da tanık olacaksınız.
    Paris şehri tepeler üzerine kurulmamış düz bir şehir, ancak bir tepe noktası sayılan yer var ki burası; Montmarte. Burası Amélie filmini izleyenlerin hatırlayacağı, ünlü Sacré-cœur Bazilika' sının bulunduğu, birbirinden yetenekli ve ilginç sokak sanatçılarına tanık olabileceğiniz bir yer. Bazilika eşsiz bir mimariye sahip bembeyaz heybetli bir bina. Fakat Paris' li sanatçılar bu Bazilikanın kaba bir taklit niteliğinde olduğunu düşünüyorlarmış. Tabii turistlere hiç öyle gelmiyor. Anılarınız için kendinize ve sevdiklerinize birbirinden güzel hediyelik eşya almadan dönmeyin sakın. Klişeye uyup da Eyfel Kulesi figürü alabileceğiniz gibi Hard Rock Cafe' den shot bardağı da alabilirsiniz.

28 Aralık 2014 Pazar

Şirin bir Hobbiton Köyü; Yeni Zelanda...


    Popüler fantastik kurgu filmlerinden olan Yüzüklerin Efendisinin devam serisi olan Hobit serisinin son filmi şu sıralar gösterime girdi. Bu son filmden başka bu hikaye üzerine yeni film yapılmayacak. Ancak sevimli ve meraklı hobitlerin köyü müze tadında gezmek görmek isteyen gezginler Yeni Zelanda da bekliyor. Gören herkesin ayrılmak istemeyeceği orada yaşamak isteyeceği şekilde, sevimler hobit evleri, yemyeşil bir doğa ve rengarenk farklı şekillerde donatılmış klübeler gerçekten görenleri hayran bırakıyor. Yeni Zeland' ya yolunuz düşerse kesinlikle gezmeniz gereken bu Hobbiton Köyüne girmek için önceden bilet almalısınız. Bilet almak için rezervasyon yaptırmak isterseniz de sitesini BURADAN ziyaret ederek yer ayırtabilirsiniz.
    Bu muazzam sevimki mekana gelmek için Rotorua ve Matamata dan otobüse binerek ya da kendi arabnızla gelebiliyorsunuz. Mekanın içerisinde kendi kafesi ve hediyelik, hatıralık eşyalar alabileceğiniz dükkan bulunıyor. Shire Rest başlangıç noktası olarak tasarlanmış. Turdaki rehber size her yeri karış karış gezdirecek. Öncelikle otobüslere doluşuluyor ve 5 dakika içerisinde setin bulunduğu kısma varılabiliyor. Tur rehberiniz her bölgede anlatımlar yapıp, fotoğraflar çekmeniz için sizlere zaman tanıyacak. Filmin en popüler evlerinden biri olan ve filmde sıkça ziyaret edilen Bilbo Baggins' in evi; bu evin üzerinde büyük yemyeşil bir ağaç bulunuyor ve bu ağaç sonradan eklenmiş sahte bir ağaç, bu maket ağacın yaprakları sipariş olarak verildiğinde istenilen renkte gelmeyince stajyerlere tek tek istedikleri renkte boyamışlar. Ama bence yinede stajyerler böyle bir yapıma katkı da bulundukları için mutludurlar.
    Evlerin kapı büyüklükleri sabit değil, oyuncuların kendi boylarına uyumlu olması için değişik boyutlarda yapılmış. Evin içlerini gezeriz diye boşuna düşünmeyin, çünkü çoğu ev sadece görüntü amaçlı içleri yok, çekimlerde ev içleri stüdyo ortamında çekilip de ekleniyormuş. Ama bu şirin evlerin iç ortamının havasını yaşamak isteyenler için, The Green Dragon isimli kafesinde bilet alıp ziyarete gelen, ziyaretçilere bir içkide ücretsiz servis ediliyor. Harika bir orta dünya hanında bir içki içmeye ne dersiniz?
 

27 Aralık 2014 Cumartesi

Malta Gezilecek Yerler


    Yıllar önce Türkiye’ ye vize uygulamayan Malta aha sonraları vize uygulaması başlattı. Kaldı ki küçük bir ada ülkesi olduğu için vizesiz de kalsanız iş bulmanız zor bir durum. Türkler bu ülkeyi en çok dil okullarıyla tanıdı. Dünya’ da ki diğer ülkelere ve Avrupa’ ya nazaran daha uygun fiyatlara dil okuluna gidebileceğiniz ve bu konuda çok fazlaca Türkle karşılaşabileceğiniz ki bu ingilizce pratiğiniz için kötü bir şey olacak, böyle bir yer.
    Başkenti Valletta. Bu kente 1 saat uzaklıkta -sessiz şehir- adı verilen Mdina bulunuyor. Burası tarih severlerin uğrak noktası, Barok ve Ortaçağı’ ın tüm izlerini hala yansıtan çok iyi korunmuş muazzam bir kent. Çok ün kazanmış bir dizi olan Game of Thrones dizisini bilen, izleyen çok sayıda kişi var. Bu diziden bir takım sahneler Hırvatistan’ ın tarihi güzel kenti Dubrovnik kale içinde çekildiği gibi, Mdina’ da da Ricasoli kalesi ilk sezonlarda Kralın diyarı ve Baratheon Hanesi olarak kullanılmıştır. Avrupa mimarisinin en güzel örnekleri görebileceğiniz yerde kalede geyik figürleri kullanıldığından dolayı, dizideki krallık figürleriyle iyi uyum sağlamış ve ortaya seyrine doyulmayan güzel çekimler çıkmıştır.

    Mdina’ nın dar, taştan sokaklarında yürürken kendinizi zamanda yolculuk yapmış ve Ortaçağ’ da var olmuş şekilde bulabilirsiniz. Ve kentte tabiki gezilecek bir çok yer bulunmakta. Doğa Tarih müzesi gezip, adaya dair ilginç bitkiler, kuş türleri görebileceğiniz bir müzedir. Diğer bir gezilecek nokta da Mdina Dungeons yani zindan müzesi. Buna benzer yerler İngiltere’ de de sıkça karşınıza çıkmaktadır. Hiç vakit kaybeden gezin derim, kendinizi karanlık tüneller, gizli yer altı geçitleri, hücreler, odalar arasında gezerken, geçmişte yaşamış insanları hayal edip çektikleri acıları hissedebiliyorsunuz.
    Barok döneminin güzel, zarif mimarisini yanstısan, Carmelite Kilisesi ve Manastırı da gezilesi harika tarihi bir mekan. Tarihe göre Karmelitanlar isminde var olmuş ve aralarında Meryem Ana’ nın da bulunduğu bu topluluk, kendilerine Dünya’ ya İncildeki Hristiyanlık mesajını yaymayı misyon edinmiş kişilermiş.

    Malta da özellikle Mdina’ da turistik hediyelik eşya bazında satış yapabilmek için, cam işçiliğiyle güzel ürünler yapan dükkanlar var buradan kendinize ve sevdiklerinize bir kaç hatıra alabilmeniz mümkün. Bu kadar gezmenin ardından bir yorgunluk kahvesi içmek isterseniz onun yanında da burada ismine Banoffee denilen birbirinden farklı çeşitlerde yapılan kremalı keklerle kendinizi ödüllendirebilirsiniz. Bu yüzden derim ki bir gezgin olarak yolunuz Malta' ya kesinlikle düşmeli....

23 Aralık 2014 Salı

Yılbaşında Gidebileceğiniz 6 Romantik Mekan

 
 
     Herkes yeni yılın yaklaşan günlerinde planlar yapıyor, bir yerlere gidebilme telaşı ile harıl harıl mekan araştırmasında bulunuyor. Sizlere yılbaşına özel olarak bir kaç mekan fikri ve fiyatlarını paylaşacağım ufacık bir derleme yaptım. Eğer gezgin olup, sırt çantanızı alıp uzaklara yolculuk yapamıyorsanız o zaman şehirler arası bir yerlere gidebilir veya değişik mekanlarda ve atmosferlerde yılbaşını geçirebilirsiniz...
   1- İstanbul / Swissotel The Bophorus
Yeni yılın ilk dakikalarını son derece farklı bir konseptle karşılamak istiyorsanız tam size göre bir yer Swissotel The Bophorus. Çünkü yeni yıl için müşterilerine 3 farklı konsept sunuyor. Benim en çok beğendiğim şüphesiz, Cafe Swiss Restoranda 1920 yıllarının Amerika' sı bir nostaljik New Orleans havası ve caz müzik... Bence uzaklarda aramayıp sizi zaman tünelinde bambaşka anılara sürükleyecek bir geceye hazır olun. Diğer konsept ise Miyako Restoranda gerçekleştirilen 1930 yıllarının Japonya konsepti. Son olarak elektronik müzik severleri de unutmayarak Dj Performanslı, ödüllü kokteylerin bulunduğu konsept var. Seçin, beğenin ve katılarak inanılmaz bir gece geçirin derim. Fiyatlara gelecek olursak. Müzik programları dahil olarak, yeni yıl yemeği ve limitsiz yerli içkinin bulunduğu bir menüde kişi başı ücret 495 TL.
2- İstanbul / Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi
Elektronik ya da klasik müzik pek tercih etmeyip de fasıl sevenlerin ve yeni yıla fasıllar eşliğinde girmek isteyenlerin tercih edebileceği bir mekan tarihi cumhuriyet meyhanesi. Oryantal şovlar eşliğinde, fasıl ezgileriyle, yemekli menüsü olan bir yılbaşı konseptine sahip. Kişi başı ücret 140 TL Tel: 0 212 293 19 77
3- İstanbul / Pera Palas Jumeirah
Grand Pera Salonunda gerçekleştirilecek yılbaşı balosu her yıl olduğu gibi çok iddalı. Balo Tayla Koray orkestrası ile start alarak geceye canlı Dj performansı eşliğinde devam edecek. Konaklamak istemeyen müşteriler için, yılbaşı balosu gala yemeği ve limitsiz yerli alkollü içki dahil menü de kişi başı fiyat: 495 TL.
4- İstanbul / The Marmara Pera
Farklı bir konsept düşünerek buna 90' lar partisi eşliğinde bir yeni yıl eğlence programı uyarlamış olan Marmara Pera konuklarına özel ve unutulmaz anlar yaşatmayı amaçlıyor. Konaklamalı programa dahil olmak isteyen konuklar için; yılbaşı gala yemeği, limitsiz yerli içki ve ertesi gün verilecek geç kahvaltı, yanı sıra en ilginç sunumlardan biri ise; terasta yer alan ısıtılmış havuzda yapılacak sıcak çikolata ikramı bence. Eğer fırtına çıkarsa da ona da bir çare düşünmüşlerdir herhalde. Bence sıcak çikolata yerine, şampanya da verilebilirdi fakat yine de farklı bir sürpriz olmuş. İki kişilik paket fiyatı 250 Euro.
5-  Bursa / The Montania Hotel
Unutulmaz bir yeni yıl gecesi ve birbirinden güzel müzik ziyafetleri için tercih edebileceğiniz Bursa' nın Mudanya ilçesinde yer alan tarihi bir butik otel Montania. Gece içinde 7 çeşitten oluşan menü, limitsiz yerli içki eşliğinde, yemek müziği, fasıl grubu ardından Otelin özel müzik grubu The Montania Quarter' ın yeni yıl programı sonrasında oryantel show ve Dj performansı ile dilediğiniz her tür müziği dinleyip, eğlenebileceğiniz bambaşka bir gece olacak. Menü kişi başı fiyatı 200 TL
6- Bursa / Baob Lunch Dinner Bistro
Birbirinden farklı damak lezzetleriyle gecenizi taçlandıracak bir hizmet sunan mekan, açılışta piyano&keman eşliğinde kokteyl sunumunun ardından canlı caz klasikleri ve doya doya canlı müziği konuklarına sunarken, bir yandan da kaliteli zaman geçirmelerini amaçlıyor. Yemek yelpazesi çeşitler ve lezzetler bakımından çok geniş, içecek seçenekleri de sınırsız. Daha sonra kış bahçesinde dilek balonu ile yeni yılda istediğiniz bir şeyler dileyebilir ve sıcak şarap, sucuk keyfi ile gecenizi sonlandırabilirsiniz. Fiyatı: 250 TL



22 Aralık 2014 Pazartesi

Yılbaşını Almanya’ nın Bavyera Eyaletinin güzel şehri Augsburg da kutlayın...


    Genel olarak insanların mutlu, mesut dolaştığı bir eyalet Bavyera, çünkü gelir düzeyi yüksek ve doğal olarak da refah düzeyi de yüksek burada. Bir gezginin yolu Almanya’ ya düşüyorsa Augsburg’ a da mutlaka uğramalı. Burası üçüncü numara Almanya’ nın kalabalık şehri kabul ediliyor. İkinci sırayı Hitler favori şehri Nürnberg ve tabiki ilk sırayı da dünyada en çok tanınan kenti Münih alıyor. Çok güzel, orta büyüklükte bir şehir Augsburg, ayrıca yılbaşı zamanı cıvıl cıvıl ve capcanlı oluyor. Ayrıca Çek Cumhuriyeti ve Avusturya ülkelerine de bir hayli yakın olduğu için gezi konumunuza bir kaç yer sığdırma ihtimaliniz de şansınıza yüksek olacaktır.
    Bu şehre gelmek için büyük ihtimalle Münih üzerinden aktarma yapmanız gerekecek. Münih hava alanı Augsburg’ a 1 saat uzaklıkta kalıyor. Şehrin içindeki sokaklar arnavut kaldırım parke taşlı ve çok gelişmiş bir tramvay ağı bulunuyor. Zaten şehir içi ulaşımın çoğu tramvay ve otobüslerle yapılabiliyor. Tramvay kartı alabilirsiniz, otobüse nazaran daha keyifli bir yolculuk sunan tramvay için alacağınız kartın yanında size birde harita verecekler ve bu şekilde kaybolmanız imkansız. İnsanlar kurallara sıkı sıkıya uyuyor ve şehir alışmadığınız derecede düzenli. Burada Türkiye’ nin keşmekeşinden sıyrılacak ve kendinizi kurallara ister istemez uyarken bulacaksınız.
    Gezgin olarak gezilecek mekanlara değinmem gerekiyor. Yine sevdiğimiz Avrupa mimarisindeki yapılar, kiliseler, müzeler ve büyük bahçelerle gezecek yerler çok fazla sayıda bulunmakta. Ama asıl christmas –yılbaşı- zamanı geldiyseniz Augsburg’ a Rathausplatz ın yani Belediye Meydanının önünde bulunan yılbaşı marketindeki ilginç sevimli yılbaşı hediyeleri ve capcanlı ortamlar sizi kucaklayacak. Augsburg’ da size aşina gelecek İstiklal Caddesine benzetebileceğiniz bir yer var; Romantik yol... Burada çok çeşitli fırınlar, mis gibi ekmek kokuları ve ünlü Alman Simitlerinden bolca bulabilirsiniz.
     Şehrin en büyük ve görkemli kilisesi, bu şehirde yaşayanlar buraya Dom diyorlar fakat ismi Cathedral of St. Maria. Gezgin olarak gittiğiniz her yerin en büyük kilisesi, katedralini gezmek gerekir, mimari açıdan bir çoğu size aynı gibi görünsede bir süre sonra aralardaki farklılıkları, değişik eklentileri hemen anlayabiliyorsunuz. Şehrin içinde bulunan müzelerden de Maximilianmuseum gezebilir ya da Mozarthaus müzesi ile Mozart’ ın doğduğu şehir olan Augsburg da Mozart’ a nasıl önem verildiğini görebilirsiniz.
    Pek çok çeşitteki ürünün satıldığı bambaşka ülkelerin yerel pazarları gezginleri hep cezbetmiştir. Birbirinden değişik ürünler bulabileceğiniz yerel pazarlardan burada da bulabilmeniz mümkün. Augsburg’ da Stadtmarkt ismiyle gezebileceğiniz bir yer var. Pek çok eşyadan, yiyecek, sebze-meyve ürünlerine kadar geniş bir yelpazede hizmet veriyorlar. Augsburg’ un bahsedilmeden geçilmeyecek nitelikte bir şehir kütüphanesi var. Hayatınızda görebileceğiniz en modern kütüphanelerden biridir herhalde. Oradan ayrılmak istemeyeceksiniz bence. Her yer düzenli, tertemiz, bembeyaz ve sandalyeler rengarenk harika bir çalışma ve okuma alanı sunan kütüphanede, kafamızdaki tozlu, yüksek raflarla dolu düzensiz kütüphanelerdeki kasvetten eser yok.
    Augsburg’ da bir Türkün işlettiği, Neruda Kültür Kafeye mutlaka uğramalısınız.  Bir çok lezzeti bulabileceğiniz bu yerde ayrıca Bavyera ve Augsburg’ un çok çeşitli biralarından da içebilmeniz mümkün olacaktır. Burası Almanya’ nın çok güneyinde bir şehir bu yüzden de yapabileceğiniz en güzel şey aslında buradan trenle Prag’ a ya da Viyana’ ya gidebilecek olmanız.


Almanya Vizesi Hakkında Bilgi Almak ve Vize Başvuruları için BURAYA TIKLAYIN 

18 Aralık 2014 Perşembe

İsveç’ in Sevimli Başkenti; Yeni yılda Stockholm da...


    Herkes yeni yılda bir yerlere gitmeyi hayal ediyor. Kimileri gidecekleri yerlerin planlarını yapıyor, bu bir gece eğlencesi, yılbaşı balosu ya da yeni yıla bambaşka bir ülkede girme adına yapılmış bir seyahat planı olabilir. Yeni yılda bir İskandinav ülkesi olan İsveç de girmeyi düşünürseniz, bu yazım tam sizlik olacak. Yılbaşı ve karın yağması ayrılmaz eküri niteliğinde, işte Stockholm da ikisini de bir arada bulabileceksiniz. Meydandaki binaların boyutunda dev çam ağacının ışıkları şıkır şıkır yanarken, bir yandan da kar atıştıracak ve siz kendinizi yeni yılın büyüsüne kaptıracaksınız.
    Bir gezgin olarak, anılarınıza ve tabi ki fotoğraf albümünüze yeni resimler, anılar eklemeniz için paha biçilmez bir yer Stockholm... Şirin pastel renklerdeki evleri, ilginç çizgifilm mimarisi gibi ve küçük aynı tarz pencereleri aslında, inanılmaz bir düzen içerisindeler. Stockholm’ a giden bir gezgin olarak, bilmeniz ve gezmeniz gereken yerler var onları anlatayım ki; göremeden, gezmeden geri dönmeyin. Şehri panaromik açıdan görmek, ve tam anlamıyla neredeyse kuş bakışı izleyebilmek için gitmeniz gereken en önemli yer; Ericsson Globe ya da bir diğer adıyla Küre Arena. Bu büyüleyici yapı denizden tam 130 metre yükseklikte bulunuyor ve şehrin tüm manzarasını gözler önüne seriyor. Buradan sonra hediyelik eşya dükkanlarından, kendinize ve sevdiklerinize bir kaç hatıra satın alabilirsiniz. Kültürel açıdan bir çok etkinlik fırsatı sunan Stockholm da yıl boyunca süren, çağdaş fotoğrafların bulunduğu ya da daha farklı çeşitli sergileri gezebilmek için; Fotografiska yani İsveç Fotoğraf Müzesine uğrayabilirsiniz. Dünyanın fotoğrafçılıkla ilgili en önemli yerleri arasında bulunan ve son yıllarda çok fazla ziyaretçinin ziyaret ettiği bu müze, kesinlikle görülmeye değer.
    Benim tahminimce her gezgin, doğayı ve doğal olan tüm unsurları sever ve sevmelidir de. Çünkü gezmenin, yaşamanın, seyahatlerin nedenlerinin arasında en önemlisidir doğayı keşfetmek. Eğer sizde böyle düşünüyorsanız Stockholm’ u çok seveceksiniz çünkü; 9,5 kilometrelik devasa bir yeşil alanı kaplayan, Royal Ulusal Şehir Parkı (Royal National City Park), her yıl bir çok turist tarafından ziyaret edilmektedir. En önemli özelliği ise Dünyanın ilk ulusak şehir parkı olmasıdır. Tüm doğasever gezginler ve turistler bu parkta yüzlerce yıllık ulu meşe ağaçlarını, gölleri, kanalları görebiliyor. Bunların yanı sıra park içinde; oteller, kaleler, müzeler, bir çok çeşitte spor imkanları ve tarihi evleri barındırıyor. Büyük bir keyifle keşfedeceğiniz muazzam bir yer olduğunu göreceksiniz.
     Her kanalların olduğu şehirde yapmanızı tavsiye edeceğim şey tekne turu olduğu gibi burada da tavsiyelerin arasında tekne turu yaparak, tüm şehri, köprüleri, birbirinden ilginç binaları gözlemleyebilir, fotoğraflar çekebilirsiniz. Stockholm’ da bir çok sayıda müze bulunuyor tabi ki hepsini birden kaldığınız süre boyunca gezemeyebilirsiniz fakat Modern Sanatlar müzesini mutlaka gezmelisiniz. Herkesin çok iyi tanıdığı bir çok ünlü ressamın eserleri bu müzede mevcuttur. Müze 1958 yılından günümüze kadar devam etmektedir. Picasso, Derkent, Dali, Matisse gibi önemli ünlü sanatçıların eserlerini ziyaretçileriyle buluşturmaktadır. Bunun yanı sıra tarihe meraklı gezginler için önereceğim bir müze daha bulunuyor. Bu sizleri tarihte yolculuk yapmanızı sağlayıp, çok daha eskilere götürecek bir yer; Vasa Müzesi. Titanik kazasından yüzyıllar öncesinde yaşanmış, 1628 yılında batmış Vasa gemisinin sergilendiği bir müze burası. Burası, Vasa Gemisinin 1961 yılında batıktan çıkarılıp %95 e yakın orjinal parçaların korunarak sergilendiği çok ünlü bir müzedir.
    Stockholm mutfağını da seveceğinize eminim. Bir çok farklı lezzetler tadabileceğiniz bir şehir burası. Restoranların genelde pahalı olduğunu duyacaksınız ancak iyi bir araştırma ile bütçenize uygun yerler bulabilirsiniz. Modern İsveç mutfağının izlerini hiç kaybetmediği restoranlarda, Dünyaca ünlü İsveç köftesini tadabilirsiniz. Tatlı olarak, -kanelbullar- denilen tarçınlı rulo çöğrekler, kahvatıda özel ince çıtır ekmekler yiyebilirsiniz.

    Yeni yılda Stockholm çok canlı, eğlenceli, ve huzurlu olacaktır. Henüz planını yapmayan gezgin varsa belki bu yılbaşında İsveç’ in kültürel ve doğayla iç içe olan başkenti Stockholm’ u tercih ederler...

10 Aralık 2014 Çarşamba

St. Petersburg' da Beyaz Geceler...


    Hazır kışta gelmişken, gezgin yönümüzü kuzeye çevirip birazda St. Petersburg' un beyaz gecelerini anlatalım dedim. Rusya' nın bu güzel şehrine Mayıs ayı ile Temmuz ayları arasında gelirseniz uzun, beyaz geceler aklınızı başınızdan alabilir. Gezmekle, eğlenmekle, yemekle, içmekle bitmeyen günler yaşanıyor burada. Bakıyorsunuz saat akşam 10 ama hava hala aydınlık. Gece yarısı 2 de gerçek gece olmaya başlıyor ki, bu da çok kısa sürüyor ardından yine şafak söküyor işte bunlar; Beyaz Geceler... Muhtemelen aileler çocuklarına hava kararmadan evde ol diyemiyor. Sokaklar her dem capcanlı.
    İlk gittiğinizde, metabolizmanıza işkence gibi gelebilir. Gezip, arada otelinize dönüp uyarak dinlenip sonra tekrar sokaklara dönmeniz gerekebilir. Çok fazla turist alan bir şehir St. Petersburg. Bu kentin altı eskiden bataklık olduğu için, bataklık kurutularak üzerine şehir inşa edilmiş, şehrin nispeten biraz pahalı olması verilen maddi, manevi emeklerden kaynaklanıyor. Yanınıza bir Rusça kaynak almanız gerekecek çünkü, tabelalar genelde kiril alfabesinden oluştuğu için ve İngilizce de pek konuşulamadığı için biraz Rusça öğrenmekte fayda var. Eğer turlarla gidecekseniz zaten sıkıntı yok ama öylesi de bir gezgine göre değil tabiki...
    1703 yılında kurumlan St. Peterburg tarihte acılı günler geçirmiş, topraklarında çok kan dökülmüş hatta, 2. Dünya Savaşı' nda 872 gün süresince kuşatmada kalmış cefakar bir şehir. Fakat günümüzde bunları atlatmış, geriye açık hava müzesi tadında yapıları, sokakları, Çarların cafcaflı hayat hikayeleriyle, antika koleksiyonlar kalmış. Peter ve Paul Kalesi zaten gidince gezilecek, keşfedilecek ilk yer niteliğinde. İçinde katedral ve Rus Çarlarının ve aile üyelerinin mezarları mevcut. Katedralde gösteriş, ihtişam uğruna ne varsa bulunuyor. Her yer zenginliğin göstergesi adına altın renginde rölyeflerle kaplı, bunlara yine ihtişamlı heykeller eşlik ediyor. Kale, zaman zaman farklı amaçlara hizmet etmiş. Burada zamanda, Dostoyevski, Maksim Gorki, Troçki gibi ünlü isimler hapis hayatı yaşamışlar. Hapishane bölümünde eskiden kullanılan işkence aletleri, şimdilerde müzede sergileniyor. Aynı zamanda kalenin arka bölümü de savaş müzesi kısmına ayrılmıştır.
    Son olarak kale hakkında bahsetmeden geçemeyeceğim ki; Çariçenin antika eşya tutkusu bulunuyormuş, bu yüzden zamanında Dünya' nın her yerinden binlerce antika eşya toplamış. Şimdi bu eşyalar kalenin içinde müzede sergileniyor, fakat işin ilginç tarafı o kadar çok eşya var ki; yılın belirli dönemlerinde eşyaları depodakilerle değiştiriyorlar ki yıl içinde tamamı sergilenebilsin. Bu müze, Dünya üzerinden en çok parçaya sahip olan ve en fazla eşya sergilenen bir müze olma niteliğinde.
    Şehrin görülesi, gezilesi bir diğer yeri Isaak Meydanı ve Katedrali. Yine nefes kesici bir görüntü, sıra dışı bir mimarinin eseri olarak bu yapı hakkında diyebiliriz ki; yapım aşaması 40 yıl sürmüş olan bu bina Rus İmparatorluğu için Ana Katedral bazında yapılmıştır.
    St. Petersburg' daki her katedrali, meydanı, müzeyi açıklamaya tabiki cümleler yetmez eminim ki kısa zamanda gezmekte imkansız olacaktır çünkü çok fazla var. Bu yüzden kendinizce görmek istediğiniz en önemlileri belirleyip, gezinizi ona göre yapmalısınız. Şehri en güzel şekilde gezebileceğiniz ve yorulmayacağınız nokta, muhtemelen Neva Nehrinde tura katılmanızdır. Çünkü şehrin hemen hemen her yerinde kanallar bulunduğu için, nehir üzerinde Venedik misali keyifli bir tur deneyimleyebilirsiniz.
 
    Restoranlardan bahsetmek gerekirse; kalitesine, konseptine ve menüsüne göre tabiki fiyatlar değişiklik göstermektedir. Her zaman restorantta yemek bütçenizi zorlayacağından, eğer apart otelde kalıyorsanız kendiniz pişirip biraz daha uygun fiyatlara getirebilirsiniz. Fakat burası pahalı bir şehir olduğu için, her ne yapacaksanız önce fiyatlarını öğrenmenizi tavsiye ederim. Ayrıca her yere taksiyle gitmek yerine, halkın arasına karışıp metro, otobüs gibi toplu taşıma araçlarını kullanırsanız, hem ucuza getirip hem de bir çok farklı sima görebilirsiniz.
   Tabiki St. Petersburg' da gece olmasa da gece hayatı tüm hızıyla devam ediyor. Çok sayıda club ve bar mevcut, hafta sonları daha yoğun olmalarına rağmen turistlerin olduğu dönemlerde her yer genel anlamda canlı. Son olarak belki hala bilmeyenler olabilir, Rusya Türkiye' ye vize uygulamıyor. Yani sadece pasaportunuz olduğunda, uçak biletini de 5-6 ay önceden kampanyalı şekilde ucuza alabilirsiniz, böylece yeni yollar, yeni ülkeler keşfetme hazır olursunuz. Gezgin olmak zor değil, herkesin içinde tatil, gezi, yeni yerler deyince kıpır kıpır olan bir ruh vardır...



   

9 Aralık 2014 Salı

Thassos Görülmesi Gereken Güzel Bir Yunan Adası


İşte Hayalci Gezgin’ in sizlerle paylaşacağı muhteşem bir gezi yazısı daha, yaza dair ne kaldıysa kaybetmemek için içimizi sıcak tutuyoruz...
Önceden rezervasyon gerektirmeyen feribotlarla uzaklıktaki mevkinize bağlı uzunlukta sürecek bir yolculuk ile Thassos Adasına ulaşabilirsiniz. Fiyat pahalı değil, feribot seferlerini de sık yapmaya özen göstermişler. Bir gezgin olarak sırt çantanızla giderseniz durum böyle, ancak araba atlayıp giderim derseniz İpsala sınır kapısından 3 saat yolculukla Keramoti’ ye varabilirsiniz. Buradan da feribota atlarsanız 45 dakika içinde Thassos ta bulursunuz kendinizi.
Otel rezervasyonlarınızı online olarak daha önceden yaptırmış olmanız, hem sizi oralarda otel aramaktan ve zamanınızı çalmaktan koruyacak hemde daha uygun fiyatlara konaklamış olacaksınız. Örnek olarak 50 TL den fiyatlarla kişi başı odalar bulabilirsiniz. Seçenek olduğu için değişken fiyat yelpazesi sunuyor ziyaretçilere. Her tatil kasabasında olduğu gibi ışıl ışıl çarşısı bulunan Thassos Adası, taverna, kafe ve restoranlarıyla da size geleneksel Yunan eğlencesini sunuyor.
Eskiden misket üzümleriyle mehşur olan adada şaraplarda mehşur tatmadan dönmeyin. Yeşili ile mavisi koyun koyuna muhteşem bir uyum içerisinde büyülüyor konuklarını. Ormandaki geyikler, ceylanlar insanlara o kadar alışmışlar ki oteller kendi alanlarına girmesin diye tel örgülerle sınır koymuşlar. Fakat onlar hiç ürkmeden o sınırlara gelip misafir gelen turistlerin elinden yiyecek yiyebilecek kadar evcilleşmiş, benimsemişler konukları.

Thassos Adası’ nın bir Giola efsanesi vardır. Burası adada bir kısmına dek araba ile gidip, kalan kısmı yürüyeceğiniz; sıcakta, bayırlı, taşlı zorlu yollardan geçerek keşfetmenin tadına bir gezgin olarak varabileceğiniz efsanevi bir yer. Güneş en yukarıdayken suyun çok berrak olduğu denizin turkuaz göründüğü bir doğal havuz girintisi. Efsanesi ise şöyle; Tanrı Zeus bu havuzu yaratmış ve Afrodit burada yüzüyormuş. Diğer bir efsane de Zeus bu havuzu metresini izlemek için yaratmış, o burada yüzerken Zeus onu gözetliyormuş. Yuvarlak bir yapısı olan doğal havuza Zeus’ un gözü de denirmiş. Sonuç olarak görülmesi hatta yüzülmesi gereken muazzam bir yer.
Tabiki Thassos Adası’ nda birbirinden güzel plajlar bulunmakta bunları anlatmadan geçmeyeceğim. Makryammos Beach en güzellerinden biri. Diğeri ise yakın yerlerde mermer madeni bulunması dolayısı ile kumun bembeyaz olduğu Marble Beach, malesef biraz fazla kalabalık olabiliyor ve biraz dinginlik, huzur arayanlar için uygun bir plaj değil dolayısıyla içeride bir beach club var ve tanımadığınız kişilerle yan yana şezlonglara uzanmanız gerekebiliyor.
Biraz gezip keşfetmeye devam etmek isterseniz; adanın en büyük, doğal ve bozulmamış yapısıyla varlığını devam ettiren Kazaviti Köyü. Yunan mimarisinin en güzel örnekleriyle, dağın eteğine yapılmış taş Yunan evleri, ağaçların arasında tüm yıllara meydan okuyarak uzanıyorlar. Bu köyü de güzel otantik bir öğle yemeği yemenizi tavsiye ederim. Bize çok yakın olan Yunan mutfağından birbirinden güzel lezzetlerle; yadırgamayacağınız hafif tatlar deneyebilirsiniz. Köyden manzarayı yukarıdan izlerken gün batımının muhteşem renkleriyle geceyi burada kucaklamanız da mümkün.
Thassos Adası harika anılar biriktirebileceğiniz, gezgin ruhunuza ilaç gibi gelecek, sizler için unutulmaz bir tatilin adresi olabilir.

Yunanistan Vizesi Şartları ve Merak ettiğiniz Bilgilere ulaşmak için BURAYA TIKLAYINIZ 

7 Aralık 2014 Pazar

Egzotik Ülke Fas; Nereler Gezilir, Nerede Kalınır...


    Çok egzotik bir ülke olan Fas’ın başkenti Marakeş... Her bir gezginin gidip, görmesi, gezmesi ve tatil yapması gereken çok ilginç, bizim kültüre nispeten yakın size farklı bir tatil deneyimi yaşatacak bir yer. Marakeş anlam olarak "Tanırının Ülkesi" anlamı taşımaktadır.
    Biraz çöl iklimi ve bin bir gece masalları havasını hissedeceğiniz ülke için en iyi gezi, tatil zamanı sonbahar olarak kabul edilir çünkü nispeten, ilk bahar zamanında kum fırtınalarıyla karşılaşmanız mümkün, ancak o da ilginç bir deneyim olabilir ve güzel fotoğraf kareleri ortaya çıkmaktadır. Marakeş’te konaklamak için 4-5 yıldızlı otel bazında bakarsanız 20 civarında içerisinde farklı konseptlere sahip oteller bulunmaktadır. Fakat biz gezginiz 2-3 yıldızlı oteller neyimize yetmiyor diyecekseniz 10 kadar bu statüde otel bulunmakta. Ve tabiki her gezginin vazgeçilmezi hosteller... Marakeş’ te 20 kadarda hostel bulunmaktadır.
    Tabiki Marakeş’ e gelmişseniz kesinlikle Fas mutfağının birbirinden leziz, farklı lezzetlerini deneyeceksiniz. Tahmin edebileceğiniz gibi yemekler fazlasıyla çeşni ve baharat unsurlarıyla hazırlanıyor. Genelde balık, kuzu, koyun, güvercin ve tavuk etleri ile sebzeler ve taze ya da kuru meyvelerle harmanlanmış lezzetler fazlasıyla çeşitlilik sunuyor. Her ülkenin geleneksel bir yemeği olduğu gibi Fas’ın geleneksel yemeği de "Pastilla" adı verilen bir çeşit börek, baklava hamuru ile hazırlanıyor ve hem tatlı, hem tuzlu bir lezzet sunuyor. Bizim mutfağımıza da yakın sayılabilecek şekilde bir mutfağa sahipler. Aç kalmayacağınız kesin bal, reçel, tereyağı tüketimi genel olarak mevcut. İçecek olarak ise bizdeki gibi sütlü kahve, kahve ve çay sunuluyor. Belki lezzetleri ve aromaları biraz farklılık gösterebilir. Onların mutfağında da kuskus yemeği bulunmaktadır fakat, bizim yediğimiz kuskus benzeri ama burada irmikten yapılan bir çok farklı kuskus çeşidine rastlayabilirsiniz.
Marakeş şehrinin Jemaa El Fna meydanı Unesco Dünya Mirası listesinde yer alma özelliğine sahip bir meydan. Gezilmesi gereken çok farklı mimarilere sahip saraylar bulunmakta. Bunlarında dışında gidilip görülmesi gereken medreseler, camiler ve çarşılar mevcut. Özellikle 800 yıllık Kutubiye Camiini görmelisiniz. Jamaa El Fnaa meydanında 1602 de yapılmış ünlü El Badi Sarayı bulunmaktadır.
    Marakeş’ in gece hayatına biraz göz atmak gerekirse çok ünlü ve canlıdır. Modern klüplerden, tiyatrolara, konserlere, barlara kadar her tarz ve isteğe hitap eden mekanlar bulunmaktadır. En iyi bar, gece kübü tarzı mekanlarına gitmek isterseniz mevkii olarak Gueliz bölgesinde kalmaktadır. Çok geniş eğlence ve gece hayatı yelpazesi sunan Marakeş meydanında canlı müzik yapan müzisyenler, sıra sıra kafeler ve yiyecek satan tezgahlarla başınızı döndürecek ve sizi her şeyi tadıp görebilmek için bir kaç gün daha fazla kalmaya zorlayacaktır.
    Ve tabi görülmesi gereken Fas'ın souk adını taşıyan ünlü pazarları vardır. Marakeş’te mutlaka gezmeniz gereken halkla iç içe olabileceğiniz bu pazarda; Afrika’nın her yanından gelen ürünler alıcılarla buluşmaktadır. Kesinlikle pazarlık yapmanız gereken bu pazarlarda aklınıza gelecek ya da gelmeyecek her ürünü bulabilirsiniz. Tek bir kötü yanı, burnu koku alma bakımından hassas olan kişiler pazardaki koku yüzünden malesef çok uzun süre gezemeyeceklerdir. Çünkü canlı olarak getirilmiş keçi, koyun, tavuk, hindi gibi hayvanların kokusuna, açıkta satılan peynir çeşitlerinin ya da bazı  tezgahlarda pişirilen ürünlerin kokusu karışıyor ve diğer meyve sebze kokularıyla sentezleniyor. Tamamen kendine özgü, tamamen farklı bir alış veriş deneyimi yaşayacağınız bir hengame ortamı mevcuttur.
    Marakeş Şehri herkesin düşündüğünün aksine genel olarak güvenlikli bir şehirdir. Turistlerin, gezginlerin ATMlerden rahatlıkla para çekeceği, sokaklarda şiddete dayalı olayların pek görülmediği yalnızca bazı bölgelerde kapkaç olaylarına rastlanan bir şehir. Ama yine de gece geç saatlerde, kimsenin olmadığı, ıssız sokaklara girmemekte fayda var.
    Salsa dansı severler için Ekin ayında gidecekseniz Uluslararası Salsa Festivalinin olduğu zamana denk getirmeye çalışın, çok eğlenceli görüntülere tanık olacaksınız. Ayrıca Marakeş, Fas' ın diğer bir egzotik şehir, Kazablanka’ ya da hemen hemen 3 saat civarı uzaklıktadır. Gelmişken orayı da gezmenizi tavsiye ederim. Bir başka yazımda da Kazablanka’ yı anlatırım ve orayı da tanımış oluruz...

26 Kasım 2014 Çarşamba

En güzel Volkanik Ada: Santorini

    Hayata meydan okumak için, uzun yollar gitmek gerekir bazen. Herkesin kendi yaşamının zirvesinden kurduğu hayatın manzarasını izlediği bir günü olmalıdır. Yolların kıvrımlı sonsuzluğu bir yerlere taşırken her gezgin ruhu birer birer; yine gezgin benliğine yenik düşmüş kaç kişi sıyrılmıştır monoton yaşamından ve düşmüştür yine macera dolu bu yollara...
    Şimdi kendinizi Santorini adasının güzel koylarında hayal edin. Bu volkanik adalar grubu içinde yer alan Ege denizindeki ada turist yoğunluğunun yazın her deminde yaşandığı günübirlik vize alarak gidebileceğiniz, hoş bir yer. Adada 687 adet otel bulunmakta seçin, beğenin, konaklayın. Ayrıca her bütçeye uygun konaklama yeri de bulabilirsiniz. Özellikle balayı çiftlerinin de tercih ettiği Santorini Adası na gençler, aileler, özel günlerini kutlamak isteyen çiftler kısacası her yaştan kişiler tatile gidebilir.
    Masmavi bir Ege denizi manzarası eşliğinde harika bir tatil geçirebilirsiniz. Gün batımını yaşarken, manzara eşliğinde romantik bir akşam yemeği yiyebilir, birbirinden güzel koylarını keşfedip bu masmavi sularda yüzebilirsiniz. Adanın her köşesinde Antik Yunan mimarisi örnekleri görebilir, birbirinde güzel fotoğraflarla anılarınızı ölümsüzleştirebilirsiniz. Ege mutfağının birbirinden leziz ve hafif zeytinyağlı yemekleri yanı sıra enfes deniz ürünleri ile Yunan Rakısı ouzo yu deneyebilirsiniz.
    Santorini volkanik bir ada olduğunu için, volkanik siyah kumla kaplı eşsiz plaj perivolos' u kesinlikle görmelisiniz. Dünyanın en güzel plajları arasında yer almaktadır. Son derece hareketli gece hayatına da hayran kalacağınız kesin. Gitmişken bir gün tabiki yetmez ama bir günlük gezilerle adaya geçip ziyaret etmeniz mümkün.
    Yunan Vizesi almak ve vize işlemleri Hakkında Bilgi Sahibi Olmak isterseniz BURAYA TIKLAYINIZ

19 Kasım 2014 Çarşamba

İsli, Puslu Londra


    İngiltere; isli, puslu, her an her şey olabilecek havasında bir ülke. İngilizlerin soğuk kanlılıkları, aksanları, gençlerinin zıvanadan çıkmış olması, havası, mekanları; ne için giderseniz gidin, ister tatil, gezi ister eğitim İngiltere hep stabil.       Etkinlikler olarak zevkliler, havasından canınız sıkılsa da farklı etkinlik ve eğlenceler üretmeye zaman buluyorlar. Herhalde en eğlencelisi dil eğitimi için gidip, kurstan edindiğiniz bir sürü asyalı arkadaşınızla hangi şehre gittiseyseniz bunu keşfedip eğlenceli vakit geçirmek olacaktır.
    Seyahat ya da eğitim amaçlı Londra' ya yolunuz düşerse konaklamak için ilginç atmosfere sahip oteller dolu. Zira sihir ve gotik şato severler için kaçınılmaz mekanlarda ayrıca gösteriler de düzenleniyor. Burada konaklamasanız dahi otel gösterisini izlemeye gelebilirsiniz. Özellikle sihir gösterileri, ürkütücü bir atmosfer ve ücretsiz bir kadeh şarap eşliğinde geçirilecek sıra dışı bir gece için bence ideal.
Genel İngiliz mekanlarında hep 1600 lerin havasını yakalayabilirsiniz. Burası nostalji, sanat ve sihir için tercih edilebilir bir ülke. Sihir olayına gerçekten takıntılılar. Magic shop dükkanlar revaçta. Bu takıntı Harry Potter' dan mı gelmiştir bilinmez ama onun da setini müze olarak gezmeniz mümkün Londra' da.
   Opera House' larında bir Phantom Of The Opera " Operadaki Hayalet" müzikalini izlemeden ya da bir zindan korku evinde ürkütücü fakat eğlenceli dakikalar geçirmeden dönmeyin. Hatta yazın gittiyseniz dışarıda gezilip görülecek yerler yapılacak aktiviteler de fazlasıyla var. Bana kalırsa yaşanılır bir ülke değil ilk olarak bence ikliminden, ama ilginç ve çok sayıda tarihi yapılara ev sahipliği yapan sizi farklı bir yüzyıla taşıyacak boyutta olan bir ülke olması adına bence tatil, gezi, seyahat ya da eğitim amaçlı tercih edilebilir.
    Eğer İngiltere hakkında vize işlemleri, kolay vize alma yolları, prosedürler, başvuru şartları, konsolosluk mülakatları konusunda her bilgiye ulaşmak isterseniz BURAYA TIKLAYARAK sorularınıza cevap bulabilirsiniz.


 

29 Ekim 2014 Çarşamba

Madrid Hakkında Bilmeniz Gerekenler


    İspanya' nın başketni Madrid şehri tarihi, mütevazi, sıcak kanlı akdeniz insanlarının bulunduğu güzel bir şehir. Başketimiz ile kardeş belediye seçilen Madrid kenti bazı açılardan da benzerlik göstermekte.
    Çok gelişmiş bir metro hattına sahip, toplam 13 hat bulunsada ve çok karmaşık gibi görünsede aslında belli bir düzene sahip metro hattını çok kolay bir şekilde öğrenip adapte olmak mümkün. Kötü yanlarından biri hava alanı şehre oldukça uzak, fakat tek bir araçla ulaşım mümkün olmakta. İlginç bir şekilde bayrağında resmi bulunan ve şehrin simgesi haline gelmiş, meydanda heykelide bulunan elleriyle ağaca tutunmuş meyve yiyen bir ayı figürü. Hikayesi farklı şekillerde anlatılmakta olan bu sevimli ayının heykeli çok fazla turistin fotoğraflarına model olmaktadır.
    Eskiden beri var olan bir alışkanlıkları var İspanyolların Siesta dedikleri; öğle şekerlemesi durumu. Devlet daireleri ve bankalar öğlen 1 civarı siestaya giriyorlar ve birdaha iş başı yapılmıyor. Çok ilginç bir uygulama özel sektörde ise durum biraz daha değişik. yine öğlen 1 civarı siestaya girenler evlerine gidip ya da işyerlerinde yavaşça yemeklerini yiyip içkilerini içiyorlar ve siestalarını yapıp saat 5-6 da tekrar iş başı yapıyorlar.
Gayet rahat çalışma hayatı kendilerini hiç üzmüyorlar. Önceleri bizim ülkemiz de de cuma günleri müslümanlığın kutsal günü sebebiyle öğle araları olurdu ibadet amaçlı ve dinde cuma saati çalışmak günah olması adına, fakat artık herkes para gelsinde nasıl gelirse gelsin diye hiç bir iş yeri kapanmıyor.
    Madrid' e dönecek olursak, harika tarihi mimarisi sizi, sizden alacak ve izlemeye doyamayacaksınız. Etnik ve ışıltılı bir havası var. Yemek içme konusunda çok farklı bir mutfağa sahip İspanyollar ama bizim damak zevkimize de uyar gibi geliyor. Paella ismindeki geleneksel bir yemeğe sahipler; deniz ürünleri, çeşitli sebzeler ve pirinçle sentezlenmiş bir tür deneyebilirsiniz, sonuçta bizim halkımızda içine pirinç doldurulan midye dolma seven bir halk. Tatlı içinde yine farklı bir lezzet olan churros isimli halka tatlısı benzeri fakat şerbet yerine çikolataya batırarak yeniyor. İçecek içinde Sangria isimli meyveli, beyaz şarabı tercih edip deneyebilirsiniz.
    Gösterişli mekanları, meydanları, gece hayatı ile çok canlı bir yer Madrid. fakat halkı malesef pek İngilizce bilmiyor yinede tüm sıcak kanlılıklarıyla size yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar.



 

27 Ekim 2014 Pazartesi

Motorsikletle Hollanda' dan Moğalistan' a Uzanan Yolculuk...


    Bazı insanlar gezgin ruhludur, maddi olgular onlar için temel yaşam ihtiyaçlarını karşılasın yeter. Evleri, lüks arabaları olmasın, kariyer derdi ya da çevrem benim hakkımda ne söyler korkusu yokken; sadece bir motorsiklet ve karşısında uzunca yollar olsun bu insanlara ve bu yollar hiç bitmesin isterler.
    Bu iki kafadar arkadaşta işte bunu yapmış. Günlük, toplumsal olgulardan sıkılmış, yaşamın aynı monoton mıymıntılığından bezmiş; 2014 yılının başında ikisi de işlerinden istifa etmiş, koca bir yaşanmışlığı geride bırakarak, motolarına atlayıp, kendilerini  birçok serüven yaşayacakları macera dolu yollara vurmuşlar. Ömülerinin tamamını yollarda, gezilerek yaşanacak canlı maceraların kucağında geçirmek isteyen bu iki arkadaş; 3 ayda içlerinde Türkiye' nin de bulunduğu, 16 ülke gezmişler.
    Basit güvenli, konforlu bir tatil peşinde değil onlar. Macera dolu yollara ve hayata meydan okurcasına yapılacak gezilerin derdinde. Çok taktire şayan bir manzara.
    Çektikleri fotoğrafları da yazıya ekliyorum, ama bu fotoğraflardaki mekanları, insanın kendi gözüyle görmesi, sadece işi gücü bırakıp oralara gitmek istemesine yetiyor. Fakat bir çoğumuzda güvenli yaşamlarını terk edecek cesaret malesef bulunmuyor. Kolay iş değil şüphesiz bu yaptıkları; ama dedim ya meydan okuma büyük olmalı, hayatı keşfetmek için yollar katetmek, güzel manzaralar görmek için çok yükseklere tırmanmak gerekir. Maceranız bol, yolunuz açık olsun...

Yalnız şehir; Budapeşte


    Macaristan' ın başketi Budapeşte. Çok etnik farklı bir şehir. Tuna nehrinin iki kıyısında yer alan Budin ve Peşte şehirlerinin 1873 yılında birleşmesiyle oluşmuş bir yer. Avrupa' nın en büyük şehirleri arasında birinci sırayı Berlin alırken, ikinciliği de Budepeşte almakta.
    Mimarisi çok güzel, tarihi açıdan da fazlasıyla zengin. Bir dönemin padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman tarafından bir hevesle fethedilmiş 150 yıl kadar Osmanlı elinde kalmış, fakat sonra fethedilen çoğu toprak gibi Budapeşte' de kaybedilmiş. Evliya Çelebi Budapeşte' den bahsederken içerisinde; 47 mescit, 25 kadar cami, hamam, mektep, saat kuleleri, bedestenler bulunduğunu yazmıştır. Şehirde bulunan Mustafa Paşa türbesi Mimar Sinan' ın elinden çıkma olduğu söylenir.
    Sert bir iklimi bulunan Budapeşte geçiş iklimlerinde de bol yağış alır. Müzmin, yalnız bir havası vardır. Sanki yıllarca Viyana' nın gölgesinde yaşamış, hep arka planda kalmıştır Budapeşte... Güneşe hasret bu şehirde adım başı solaryuma rastlamanız çok mümkün. Yılbaşında balolar, etkinlikler düzenlenen etkileyici bir opera binasına sahip. Yılbaşını Budapeştede çok etnik ve cıvıl cıvıl geçirebilirsiniz.
    Mutlaka tekne turuna katılmanız gerekli, gece de tekne turları düzenleniyor ve şehrin ışıkları o tarihi yapıların üzerine vurduğunda çok etkileyici bir hal alıyor. Nehrin ortasında ufak bir ada bulunuyır, ağaçlı bir parka ev sahipliği yapıyor, parkın içinde ise; bir saray bulunuyor.
    Müzik severler içinde takip ederlerse, her yıl rock-elektronik mizk festivalleri düzenlenmekte. Ülke ekonomik konumu biraz bizim gibi fakirlik var, taksiler pahalı fakat insanlar daha çok yardımsever ve daha dürüst. Halkı şehrin nostalji yanını seviyor, bizim bazı tarihi şehirlerde olduğu gibi şehri eski ve yeni olarak ayırmışlar. Değişik tatlar denemek istetenler için farklı lezzetler bulabilecekleri mekanlar var ve Tokaji şarabı da denemek isteyenler için buraya özgü. Kalesi görülmeli, gezilmelidir.
    Bu şehre geldiyseniz tarihi yerleri görmeden geçmeyin. Mustafa Paşa türbesine de gidin, mezar taşında çok dokunaklı yazı yazmakta: Düşmanımızdı fakat burada çok kahramanca savaştı" gibi ibarelerle saygı duyularak anlatım yapılmış.
    Kimi zaman sislerin sardığı ve şehri melankolik, gotik bir havaya soktuğu zamanlar, tarihi binaların sivri uçları ile birleşince kendinizi sanki 1800 lü yıllara zaman yolculuğu yapmış gibi hissedeceksiniz. Gezip, görülmesi gereken bir şehir. Birde Budapeşte Oteli diye filmi var izleyenlerden, kimi seviyor kimi ise hiç beğenmiyor. İzlemek isterseniz bilginize...

25 Ekim 2014 Cumartesi

Portekiz' in İncisi: Lizbon


    Portekiz' in en büyük şehri aynı zamanda da başkenti oluyor Lizbon. Avrupa' nın en batı ucu ve İber yarımadasının en güzel şehirlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Tam tatillik, gezmelik olarak Avrupa' nın en sıcak şehirlerinde biri, tipik bir Akdeniz İklimi mevcut.
    Baxia ismindeki şehir merkezi Unesco' nun Dünya Mirası listesine girmiş bir yer. Şehrin belirli yerlerinde semtleri birbirine bağlayan Neogotik tarzda asansörler bulunmakta. Çoğu döneme ev sahipliği yapmış olan şehirde mimari olarak: Barok, Roma, Gotik v.b. mimaride yapılar görmek mümkün. Özellikle sonbahar ve kış sezonunda yolunuz düştüyse Lizbon' un opera salonunda birçok gösteri izleme fırsatınız olacaktır.
Rio De Janeiro' daki tepede bulunan Corcovado anıt heykeli yani İsa' yı simgeleyen heykel benzeri bir heykelde Lizbon' da tüm şehre hakim bir yerde kollarını açmış olarak bulunmakta. Bu anıt heykel ise; II. Dünya Savaşı' ndan sonra savaşın bitişine ve kurtuluşa şükran amaçlı yapılmış.
    Eğer Lizbon' a Haziran ayında yolunuz düşüyorsa; Haziran' da beş gün süren ve caddelerde kutlanan bir festivali var bunu görmeden, katılmadan dönmeyin.
    Şehir merkezinde yer alan en büyük park; Parque Eduardo VII isminde, açılışı sırasında orda bulunmakta olan İngiltere Kralı' ndan almış adını. Oldukça güvenli bir ulaşım ağına sahip gelişmiş bir şehir. Sevimli sarı tramwayları bulunan şehirde aslında bunlar turistler için gezmenin güzel bir yolu. 28 numaralı tramway hattında Lizbon' u görmek için gezi yapabilirsiniz.
 Lizbon' un kalbinin attığı, uğrak yerlerin, alışveriş merkezlerinin bulunduğu ve gece hayatının canlı oldu yer ise: Bairro Alto. Burada gençlerin uğrak yerleri istediğiniz her tarzda bar ve gece klübü bulacağınız eğlence merkezi bölgesi. Baxia' dan Bairro Alto' ya ulaşmak için bahsettiğimiz şehir asansörlerini kullanmanız yeterli.
    Lizbon şehri de; ilginç bir şekilde İstanbul misali yedi tepe üzerine kurulmuş bir şehir. Ulaşım yüz yılı aşkın yaşlarda tramwaylar ve üç adet füniküsü ile dahada canlanıyor. Gezip görülesi, farklı bir tatil deneyimi yaşatacak bir şehir olduğu kesin. Farklı mimarileriyle harika fotoğraflar çekip, Portekiz mutfağının farklı yemeklerini deneyimleyebileceğiniz bir gezi olacaktır...

23 Ekim 2014 Perşembe

Ufkunuzu Genişletmezseniz; Dünya gittikçe daralır...


    Nasıl bir şeydir ki sevmek nasıl evrensel paha biçilemez bir histir. Yeri geliyor her şeyi seviyor insan, yeri geliyor nefret ediyor. Ve büyük dengesizlikleri, arada ince bir çizgi var diyerek nasıl da maskeliyor.
    Çoğu sevgiler, aşklar para ve onun getirileri üzerine kurulmuş. Doğayı sevse insan, dağları, ağaçları hayvanları; nasıl Amazon ormanlarında hergün hemen hemen kaçak olarak 2500 tane ağaç kesilmesine göz yumacak.. Ya da nasıl göz yumar Afrika da binlerce insanın hastalıktan, açlıktan ölmesine. Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık anlayışı, yılan size dokunduğunda çok geç kalınmış olacağını bildirir aslında.
    Sevgi sempozyumları düzenleyip, resepsiyon gecelerinde pahalı giysiler, çantalar, smokinler ve ellerinde şampanyalarla nasıl da tartışırlar açlıkları, hastalıkları ve böyle geceleri yapıp destekleri için içleri rahat olarak ayrılırlar oradan.
    Hayvanları derileri, kürkleri için hunharca katlederken, bunun yanında bir çok yıkıma dur demezken; savaşlar, silahlar, zırhlı araçlar için nasılda fazla bütçe ayırırlar.
    Dünya kendini yenileyebilen doğal kaynaklarla dolu muazzam bir gezegen. Fakat her geçen gün yok ediliyor; besin zincirinin en üstündeki, en gelişmiş, en zeki olduğu düşünülen tür tarafından...
     Umursamamak çağımızın en büyük bulaşıcı hastalığı aslında. Çünkü tüm kaynaklar eşit kullanıldığında Dünya üzerinde yaşayan her canlı mutlu olabilecek şekilde yeterlidir.
    Kendini gezgin ilan edip; toplumun sıkıcılığı, iki yüzlülüğü, dengesizliğinden bıkmış kişiler aslında çoğusunun bakış açısındaki gibi meczup değil sadece birer duyarlı birey. Hali hazırda görülmesi gereken doğal güzellikler tükenmeden, gezmek, görmek keşfetmek ve bu yolculukta kendi benliklerini tanımak istiyorlar sadece. Gezginler; en duyarlı, en hoşgörülü insanlardır. Yarım ekmek yiyecekleri olsa paylaşırlar sizinle.
    Neden çantalarını sırtlarına takıp Dünya' yı gezmeye çalışıyorlar sanıyorsunuz. Geri döndüklerinde tüm hırs ve nefretlerinden arınmış değişmiş olacaklar. Çünkü kendilerine dışarıdan bakmayı öğrenip, tanıdıkları her farklı kültürde, farklı Dünya' lar keşefedecekler.
    Sevmek hissetmektir. Sizi tutsak etmez, tam tersi özgürleştirir ve duyarlı birer insan yapar...

19 Ekim 2014 Pazar

Patara' dan Demre (Myra)' ye uzanan bir Noel Baba Hikayesi



    Bildiğiniz üzere Patara Dünya' nın sayılı güzellikteki plajları arasına girmeyi başarmış; upuzun kumsalı berrak, tertemiz turkuaz denizi ve kum tepecikleriyle Antalya Kalkan' a 15-20 dakika uzaklıktaki bir yer. İçinde hem Patara antik kenti bulunan, tatilcilerin, gezgin ve seyahat tutkunu turistlerin uğrak noktasına haline gelmiş, kumsalında ata binme etkinlikleri yapabileceğiniz, akşamları sevimli careta carettaların yuvaları için ziyaret ettiği çok muazzam bir yer.
    İsmi Myra olan günümüzde Demre denilen yer ise; Likya' ın en önemli şehirlerinden birisiymiş. M.Ö. 5. yüzyılda kurulan bir şehir olan Myra Roma döneminde gelişip, zenginleşmiş. Piskoposluk merkezi olarak kabul edilen (Myra) Demre' de St. Nicholaus IV. Yüzyılın başında burada görev yapmış, halk onu çok sevmiş ve O' da inancı uğrıuna çok acılar çekmiş. Daha sonra hep Hac yollu ziyaret yapılmış buraya. Bu yüzden Demre Hristiyan dünyasında çok önemli bir yere sahip.
    Kimdir bu St Nicholaus? Bu Nam-ı Diğer Noel Baba denen kişidir. Ve bu da onun hikyesi:
Aziz Nicholaus M.S. 3. yüzyılın sonlarında, tarihler 243. yılı gösterdiğinde Patara kentinde dünyaya gözlerini açmış. Zengin bir ailenin oğlu olarak doğmuş olan Aziz Nicholaus, iyi bir eğitim görmüş, insanlara hoş görüsünde kusur etmeyen ve onlar tarafından hep sevilen biriymiş. Kudüs yolculuğunun dönüşünde kurtulduğu fırtınadan sonra, denizciler Aziz Nicholaus' un kendi dualarıyla kurtulduğunu idda etmeleri nedeniyle; O' nu "Denizcilerin Azizi" seçmişler.
Aziz Nicholau' ta denizciliğe olan sempatisi sonucu 285 yılında Myra ( Demre) kentine yerleşmiş.
Bir rivayete göre buranın kilisesinin piskoposu ölmüş ve papazlar aralarında bir türlü anlaşıp bir piskopos seçememişler, ancak dua etmeleri esnasında duydukları bir ses onlara yarın kapıdan girecek ilk kişiyi piskopos seçmelerini söylemiş.
   Nicholaus o gün erkenden kalkıp kiliseye gitmiş. Kilisenin bütün rahipleri dizilmişler kapıda bekleşiyorlarmış, Duydukları sese göre gelen ilk kişiyi piskopos yapacaklarmış. Rahipler Nicholaus' u görünce sevinip gülümsemişler ve ona yeni piskoposumuz sensin demişler, başlarından geçeni anlatmışlar. Böylelikle Aziz Nicholaus M.S. 285 yılında Myra ' da piskopos olmuş.
    Bu kentte yaptığı iyilikler ve en önemlisi de yoksullara yaptığı yardımlarla herkesin sevgisini kazanmış. 26 Aralık geceleri evlerin kapılarına gizlice küçük çocuklar için sevinsinler diye hediyeler bırakırmış.
   İşte yılbaşı gecelerinin ak sakallı, kırmızı kostümlü Noel Babası böyle ortaya çıkmış.
Demre' de şehir kalıntılarının bir çoğu malesef günümüzde görülememekte, gerek suyun yükselmesi gerek depremler, yer şekillerini değiştirmekle beraber yapılara da zarar vermiş, fakat bazı kalıntılar da var ki günümüze dek bozulmadan ulaşmış. Tekne gezilerinde tatil, keşif ve seyahat için gelen turistler bu kalıntıların olduğu yerden geçerek, yapıların bazı kalıntılarını görüp rehberleri eşliğinde dinleyerek, tarihte geriye doğru hayali bir yolculuğa çıkabiliyorlar.







16 Ekim 2014 Perşembe

Buzlar Ülkesi İzlanda...


    İzlanda; kükreyen volkanları, monolitik buzulları, buz gibi dağları ve derin fiyortları açısından doğal zenginliği olan bir ülke. Kuzeyin ham doğal güzelliklerini ve mistik gücünü yakalamak isteyen fotoğrafçılar için kutsal bir mekan haline gelmiş bulunmakta.
    İzlanda' nın doğasının güçlü duruşu ve birbirine zıt görüntüsü tatilcileri, gezginleri ve fotoğrafçıları kendisine karşı konulmaz kılıyor. Buzul havzaları, yüksek dağların aralarındaki şelaleleri, volkanik külleri ve çöl kesimleri birbirlerine zıtlık oluştururken bir yandan da inanılmaz bir ahenk içerisindeler. Bazı bölgeleri boş ve çorak hissettiren kendine özgür bir dünyası olması İzlanda' yı bakir kılıyor. İzlanda' nın nüfusu neredeyse 325.000 kişilik. Konumu itibariyle muhteşem manzaralar görmeniz mümkün. Aurora' ların ( Kuzey Işıkları) buzulların üzerinde dans ettiği müthiş gece manzaraları yaşamanız kaçınılmaz. Uzmanlar İzlanda' nın jeopolojik ve tarihsel açıdan genç bir ada olduğunu düşünüyor. 16 - 18 milyon yıl önce tektonik yer hareketleri sonucu oluşmuş olabileceği gibi sonuçlar mevcut.
    İzlanda' da lükslük dereceleri değişiklik gösteren birçok otel bulunuyor. İsteğinize ve bütçenize göre seçim yapabilirsiniz. Tabi nispeten daha lüks oteller konum ve manzara açısından daha zengin, manzaraları konukları en iyi şekilde seyeredebilsin diye, camlar yere kadar, servis daha fazla, fakat fiyatlar daha yüksek.
     İzlanda görsel dünyanıza hitap eden, kafa dinlemek ve farklı bir kültürle tanışmak için çok ilginç bir ülke. Özellikle de soğuk hava sevenler için, hiç sıkıntı çekmeyecekleri bir ülke.

15 Ekim 2014 Çarşamba

Kekova Tatili Gezilecek Yerler


   Şirin mi şirin bir köy aslında Simena (Kaleköy) ada üzerine kurulmuş, tekne turları ile turist ziyaretlerinin durağı haline gelmiş yokuşlu, bayırlı dar sokakları ile müthiş sıcak bir yer. Yazın sıcağında durmadan, dinlenmeden tırmanış içerisinde herkes; yukarıdan görecekleri muazzam manzaraya hemen ulaşabilmek için ilerliyorlar. En tepede gezilecek tarihi surlarla bezenmiş bir kale ve çevreye serpiştirilmiş gibi duran Likya mezarları var. Ardında da harika berrak, turkuaz renkli sular...
    Adada butik oteller bulunmakta fakat otellerin cepheleri ve önlerinden denize girilebilmesi açısından sürekli tekne turu ile gelen turist ve teknelerle göz göze gelme durumundasınız. Çok ta kafa dinleyecek zamanınız olmayabilir çünkü küçük ada, dar sokaklar, ufak iskele hep bir insan hengamesi içerisinde.
    İlk rampayı aldığınızda köylü teyzelerin minik tezgahlarında satmak için dizdikleri incik, boncuk, magnetlerden tutun da kışlık patiklere, ada çayı, kekiklere kadar bir sürü farklı çeşit görebilmeniz mümkün. Ama beni en çok şaşırtan turistlerle çatır çatır Almanca, Rusça konuşan yemenili şalvarlı köylü teyzeler oldu. Öyle sevimli, sempatikler ki onları, aksanları düzgün şekilde yabancı turistlerle pazarlık ederken duyunca hem şaşırdım, hem de yüzümde bir tebessüm belirdi. Çok taktir ettim valla biz bir sürü paralar harcayalım kurslara gidelim, hala da yok aksan olmadı, yok kelime ezberleyemedim aman pratik yapamadım diye ağlayalım onlar ohh valla çatır çatır konuşsun :)
    Şaka bir yana orada yaşayıp, çalışıpta zaten farklı diller öğrenmemek imkansız. Ülkemiz cennet gibi güzel ama belirtmeliyim ki, güneyi bir başka valla. Sıcağından mı, denizinden mi bilemiyorum çok moral veriyor insana.
    Simena' da ev yapımı dondurma çok mehşur; yiyip çok beğenenlerde var sevmeyenlerde var. Ben denemedim o yüzden yorum yapamayacağım. Tırmanırken ilk karşınıza gelen dinlence ve bir şeyler içme olarak değerlendireceğiniz "The I am Here" isimli cafe. Girişte teyzeler; yine çeşitli kurutulmuş baharatlar, şifalı otlar satan tezgahlarını kurmuş. Balkonu olan cafenin manzarası da müthiş. Yayılıp oturabileceğiniz şark köşesi ve minderler var etraf canlı, renkli cıvıl cıvıl. Biraz dinlenip içiceklerinizi içtikten sonra yolunuza devam edip tırmanmaya geri döneceksiniz. Yukarı vardığınızda bir yanda kale girişi -ki ücretli- diğer yanda patika devam eden yol var.
   Patika yoldan zaten muhtemelen grup olarak çıkacaksınız ve rehberiniz size anlatacak ilerledikçe sağda solda Likya mezarları görmeye başlayacaksınız. Bizim rehberimizin ilk rehberlik deneyimi bize denk geldi, bu yüzden hiç memnun kalmadık ama hepsi öyle değil tabi.  Bu mezarlar millattan öncesi dönemlere ait fakat hala çok iyi durumdalar. 3 bölümden oluşuyorlar en üstte kapak var çok ağır ve büyük görünen kapağı mezar soyguncuları kolay kolay açamasın diye yapmışlar _ki zaten hiçkimsede açamamış_ geçmişte hep alt yan duvarları kırarak soygun yapılmış.  
    Orta bölümde eşyalarıyla hazineleriyle gömülen kişinin eşyalarının durduğu bölümmüş, en alt bölümde mezar odası bölümü ama zemin kademeli inşaa edilmiş, böylece depremlerden de etkilenmeyen bir yapısı bulunuyor. Mezarların dışı ne kadar süslü, oymalı olursa mezardaki kişinin zenginlik derecesi buradan anlaşılıyormuş. Bu mezarlar o dönemde sadece genel olarak, varlıklı kişilerin yaptırdığı türden.
    Adanın her yeri gezilemiyor özel mülk kısımlarında kalan tarihi yapılarda var fakat malesef girilemiyor. Kalede yine aynı şekilde surları ayakta kalmış tarihi çigsini koruyan ve günümüze iyi derecede korunarak ulaşmış muazzam bir yapı.
 

13 Ekim 2014 Pazartesi

Antalya' ya Yolculuğumuz..



    Yollar yaşamın temelini oluşturur. Terminalde bir gece yarısı koşuşturan, bekleşen, yorgun yüzler görülüyor. Otobüsler ıslak caddelere dalıyor ardında salyangozun bıraktığı izler gibi, ışıkları yere yansıyor. Ardımızda bıraktığımız onca yükle, yollar kucalıyor bizi. Biraz hafiflemişiz doğduğumuz şehirden ve sorunlarımızdan küçük bir tatil için ayrılırken.
    Kulağımızda değişik vaatlerde bulunan ingilizce şarkılar eşliğinde, pencereden karanlığın dinlendirici siluetini izlerken buluyoruz kendimizi. Bugün her yer çok kalabalık insanlar ilk kez bayramla tanışmış gibiler, her bayram olduğu gibi. Sürekli telaşlılar akılları ne unutmuş olabilecekleriyle hayli meşgul. Monotonluğumuza hafif inceltici katan, bayramları saygıyla yad etmeye çalışanlarımız var. Biz yollardayız, göçmen kuşlar gibi güneye göç ediyoruz. Tabi kalış süremiz onlar kadar uzun olmayacak. Yolumuz Antalya' ya düşecek bu sefer. Çok sevdiğim fakat, yaşama şansım olamayacak bir şehir. Antalya; hep bir tatil havasında olan, kah turistik mağaza ve çalışanların olduğu kaldırım taşlı dar sokakları, kah artık burada yerleşik hayata geçmiş rus ve ingiliz turistleriyle; yaz, tatil ve seyahatler burada hiç bitmiyor.
    Yazın uzun soluklu yaşandığı bu şehirde, gri olabilecek tek şey belki de Torosların çorak yerlerinden görünen kayalıklarıdır. Ekim aylarında zaman zaman yazın mola verdiği tropikal yağmurlarla tanışsakta, o bile farklıydı bizler için. Sanki başka bir ülkeye gelmişiz gibi; tüm politik olaylardan, asık suratlardan, düşmanca bakan insanlardan, kavgalardan, eylemlerden uzakta sıcak bir dünyanın tadını çıkarttık.
    Bu konuda dönesiniz her nekadar gelmese de evim dediğiniz topraklar malesef sizi geri çağırıyor. Tatil, geziler güzeldir, ama benim için birazda yavan kaldığı zamanlar olabiliyor. Bazı şeylerin bir zaman aşımı vardır, gününü doldurur, sonra geldiğin yere dönme hasreti başlar. Ve buraların tadımlık kalması tatil için geri döneceğinizi bildiğiniz bir durağı arkanızda bıraktığınızdan dolayı, muazzamdır aslında.
    Çok fazla gezilecek mekan var Antalya' da, tarihi yerleri söylemiyorum bile çünkü, onlar için ayrı yazılar paylaşacağım. Her yeri didik didik gezmek isterseniz bir hafta asla yetmez. Önce ne tarz bir tatil yapacağınıza karar verip, ona göre bir gezi planı oluşturmalısınız. Şehir içinde konaklamak için, tavsiyem şehrin tarihi yerlerinden biri olan kaleiçi civarı olacaktır. Tarihi üç kapılara yakın olan kaleiçinde, bir çok irili ufaklı, butik otel, pansiyon ve apart otel bulunmaktadır.
    Her bütçeye uygun konaklama seçeneklerini bu kısımda bulabilirsiniz. Özellikle butik otellerin kendilerine ait bahçeleri, hem restoran hem de pub şeklinde hizmet veren loş ışıklandırmaları ile çok güzel yerler. Her otelin kendi konsepti var. Osmanlı, İtalyan, Hint gibi ezgilere sahip farklı konseptler turistler için oldukça ilgi çekici. Dar sokaklardan devam ederken otellerin aralarında, publar görmeye devam edeceksiniz. Canlı müzik hizmetleriyle birçok pub mevcut. Bu civardaki tüm binalar, 2-3 katlı çıkmalı, fransız balkonlu, sevimli eski tarz yapılardan oluşmakta.
    Turistler için birçok hediyelik eşya ve baharatçı dükkanı var. Hangi mevsim olursa olsun buralar hep canlı, işte bu yüzden bu şehirde memur bile olsanız ve atamayla gelseniz, canınız hiç sıkılmayacaktır.
    Ne giydiğiniz, nasıl makyaj yaptığınız, saç renginiz, piercinginiz ya da kim olduğunuz bu şehirde göze batmayacak ve insanlar tip tip bakmayacaktır. Çünkü az çok herkes bilir ki; çoğu şehirde toplumsal baskı ve dışlama hareketlerine her geçen gün birçok insan maruz kalmaktadır.
    Geceleri canlı, insanları sıcak kanlı, parklarında gençlerin, ailelerin gece rahatlıkla oturup, ne isterse yiyip içebileceği şekilde güvenli. Turistik olduğu için birazda tabi; şehir daha temiz, düzenli ve avrupa havasında. Orta büyüklükte bir lunaparkı var gece 2 ye kadar açık. Büyük bir akvaryuma sahip ve içinde bol çeşitte balıklar ile büyük bir tüneli var.
    Bir grup kafadengi arkadaşınızla ya da sevgilinizle baş başa gidip, doyasıya eğlenebileceiniz bir tatil yeri...