29 Ekim 2014 Çarşamba

Madrid Hakkında Bilmeniz Gerekenler


    İspanya' nın başketni Madrid şehri tarihi, mütevazi, sıcak kanlı akdeniz insanlarının bulunduğu güzel bir şehir. Başketimiz ile kardeş belediye seçilen Madrid kenti bazı açılardan da benzerlik göstermekte.
    Çok gelişmiş bir metro hattına sahip, toplam 13 hat bulunsada ve çok karmaşık gibi görünsede aslında belli bir düzene sahip metro hattını çok kolay bir şekilde öğrenip adapte olmak mümkün. Kötü yanlarından biri hava alanı şehre oldukça uzak, fakat tek bir araçla ulaşım mümkün olmakta. İlginç bir şekilde bayrağında resmi bulunan ve şehrin simgesi haline gelmiş, meydanda heykelide bulunan elleriyle ağaca tutunmuş meyve yiyen bir ayı figürü. Hikayesi farklı şekillerde anlatılmakta olan bu sevimli ayının heykeli çok fazla turistin fotoğraflarına model olmaktadır.
    Eskiden beri var olan bir alışkanlıkları var İspanyolların Siesta dedikleri; öğle şekerlemesi durumu. Devlet daireleri ve bankalar öğlen 1 civarı siestaya giriyorlar ve birdaha iş başı yapılmıyor. Çok ilginç bir uygulama özel sektörde ise durum biraz daha değişik. yine öğlen 1 civarı siestaya girenler evlerine gidip ya da işyerlerinde yavaşça yemeklerini yiyip içkilerini içiyorlar ve siestalarını yapıp saat 5-6 da tekrar iş başı yapıyorlar.
Gayet rahat çalışma hayatı kendilerini hiç üzmüyorlar. Önceleri bizim ülkemiz de de cuma günleri müslümanlığın kutsal günü sebebiyle öğle araları olurdu ibadet amaçlı ve dinde cuma saati çalışmak günah olması adına, fakat artık herkes para gelsinde nasıl gelirse gelsin diye hiç bir iş yeri kapanmıyor.
    Madrid' e dönecek olursak, harika tarihi mimarisi sizi, sizden alacak ve izlemeye doyamayacaksınız. Etnik ve ışıltılı bir havası var. Yemek içme konusunda çok farklı bir mutfağa sahip İspanyollar ama bizim damak zevkimize de uyar gibi geliyor. Paella ismindeki geleneksel bir yemeğe sahipler; deniz ürünleri, çeşitli sebzeler ve pirinçle sentezlenmiş bir tür deneyebilirsiniz, sonuçta bizim halkımızda içine pirinç doldurulan midye dolma seven bir halk. Tatlı içinde yine farklı bir lezzet olan churros isimli halka tatlısı benzeri fakat şerbet yerine çikolataya batırarak yeniyor. İçecek içinde Sangria isimli meyveli, beyaz şarabı tercih edip deneyebilirsiniz.
    Gösterişli mekanları, meydanları, gece hayatı ile çok canlı bir yer Madrid. fakat halkı malesef pek İngilizce bilmiyor yinede tüm sıcak kanlılıklarıyla size yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar.



 

27 Ekim 2014 Pazartesi

Motorsikletle Hollanda' dan Moğalistan' a Uzanan Yolculuk...


    Bazı insanlar gezgin ruhludur, maddi olgular onlar için temel yaşam ihtiyaçlarını karşılasın yeter. Evleri, lüks arabaları olmasın, kariyer derdi ya da çevrem benim hakkımda ne söyler korkusu yokken; sadece bir motorsiklet ve karşısında uzunca yollar olsun bu insanlara ve bu yollar hiç bitmesin isterler.
    Bu iki kafadar arkadaşta işte bunu yapmış. Günlük, toplumsal olgulardan sıkılmış, yaşamın aynı monoton mıymıntılığından bezmiş; 2014 yılının başında ikisi de işlerinden istifa etmiş, koca bir yaşanmışlığı geride bırakarak, motolarına atlayıp, kendilerini  birçok serüven yaşayacakları macera dolu yollara vurmuşlar. Ömülerinin tamamını yollarda, gezilerek yaşanacak canlı maceraların kucağında geçirmek isteyen bu iki arkadaş; 3 ayda içlerinde Türkiye' nin de bulunduğu, 16 ülke gezmişler.
    Basit güvenli, konforlu bir tatil peşinde değil onlar. Macera dolu yollara ve hayata meydan okurcasına yapılacak gezilerin derdinde. Çok taktire şayan bir manzara.
    Çektikleri fotoğrafları da yazıya ekliyorum, ama bu fotoğraflardaki mekanları, insanın kendi gözüyle görmesi, sadece işi gücü bırakıp oralara gitmek istemesine yetiyor. Fakat bir çoğumuzda güvenli yaşamlarını terk edecek cesaret malesef bulunmuyor. Kolay iş değil şüphesiz bu yaptıkları; ama dedim ya meydan okuma büyük olmalı, hayatı keşfetmek için yollar katetmek, güzel manzaralar görmek için çok yükseklere tırmanmak gerekir. Maceranız bol, yolunuz açık olsun...

Yalnız şehir; Budapeşte


    Macaristan' ın başketi Budapeşte. Çok etnik farklı bir şehir. Tuna nehrinin iki kıyısında yer alan Budin ve Peşte şehirlerinin 1873 yılında birleşmesiyle oluşmuş bir yer. Avrupa' nın en büyük şehirleri arasında birinci sırayı Berlin alırken, ikinciliği de Budepeşte almakta.
    Mimarisi çok güzel, tarihi açıdan da fazlasıyla zengin. Bir dönemin padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman tarafından bir hevesle fethedilmiş 150 yıl kadar Osmanlı elinde kalmış, fakat sonra fethedilen çoğu toprak gibi Budapeşte' de kaybedilmiş. Evliya Çelebi Budapeşte' den bahsederken içerisinde; 47 mescit, 25 kadar cami, hamam, mektep, saat kuleleri, bedestenler bulunduğunu yazmıştır. Şehirde bulunan Mustafa Paşa türbesi Mimar Sinan' ın elinden çıkma olduğu söylenir.
    Sert bir iklimi bulunan Budapeşte geçiş iklimlerinde de bol yağış alır. Müzmin, yalnız bir havası vardır. Sanki yıllarca Viyana' nın gölgesinde yaşamış, hep arka planda kalmıştır Budapeşte... Güneşe hasret bu şehirde adım başı solaryuma rastlamanız çok mümkün. Yılbaşında balolar, etkinlikler düzenlenen etkileyici bir opera binasına sahip. Yılbaşını Budapeştede çok etnik ve cıvıl cıvıl geçirebilirsiniz.
    Mutlaka tekne turuna katılmanız gerekli, gece de tekne turları düzenleniyor ve şehrin ışıkları o tarihi yapıların üzerine vurduğunda çok etkileyici bir hal alıyor. Nehrin ortasında ufak bir ada bulunuyır, ağaçlı bir parka ev sahipliği yapıyor, parkın içinde ise; bir saray bulunuyor.
    Müzik severler içinde takip ederlerse, her yıl rock-elektronik mizk festivalleri düzenlenmekte. Ülke ekonomik konumu biraz bizim gibi fakirlik var, taksiler pahalı fakat insanlar daha çok yardımsever ve daha dürüst. Halkı şehrin nostalji yanını seviyor, bizim bazı tarihi şehirlerde olduğu gibi şehri eski ve yeni olarak ayırmışlar. Değişik tatlar denemek istetenler için farklı lezzetler bulabilecekleri mekanlar var ve Tokaji şarabı da denemek isteyenler için buraya özgü. Kalesi görülmeli, gezilmelidir.
    Bu şehre geldiyseniz tarihi yerleri görmeden geçmeyin. Mustafa Paşa türbesine de gidin, mezar taşında çok dokunaklı yazı yazmakta: Düşmanımızdı fakat burada çok kahramanca savaştı" gibi ibarelerle saygı duyularak anlatım yapılmış.
    Kimi zaman sislerin sardığı ve şehri melankolik, gotik bir havaya soktuğu zamanlar, tarihi binaların sivri uçları ile birleşince kendinizi sanki 1800 lü yıllara zaman yolculuğu yapmış gibi hissedeceksiniz. Gezip, görülmesi gereken bir şehir. Birde Budapeşte Oteli diye filmi var izleyenlerden, kimi seviyor kimi ise hiç beğenmiyor. İzlemek isterseniz bilginize...

25 Ekim 2014 Cumartesi

Portekiz' in İncisi: Lizbon


    Portekiz' in en büyük şehri aynı zamanda da başkenti oluyor Lizbon. Avrupa' nın en batı ucu ve İber yarımadasının en güzel şehirlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Tam tatillik, gezmelik olarak Avrupa' nın en sıcak şehirlerinde biri, tipik bir Akdeniz İklimi mevcut.
    Baxia ismindeki şehir merkezi Unesco' nun Dünya Mirası listesine girmiş bir yer. Şehrin belirli yerlerinde semtleri birbirine bağlayan Neogotik tarzda asansörler bulunmakta. Çoğu döneme ev sahipliği yapmış olan şehirde mimari olarak: Barok, Roma, Gotik v.b. mimaride yapılar görmek mümkün. Özellikle sonbahar ve kış sezonunda yolunuz düştüyse Lizbon' un opera salonunda birçok gösteri izleme fırsatınız olacaktır.
Rio De Janeiro' daki tepede bulunan Corcovado anıt heykeli yani İsa' yı simgeleyen heykel benzeri bir heykelde Lizbon' da tüm şehre hakim bir yerde kollarını açmış olarak bulunmakta. Bu anıt heykel ise; II. Dünya Savaşı' ndan sonra savaşın bitişine ve kurtuluşa şükran amaçlı yapılmış.
    Eğer Lizbon' a Haziran ayında yolunuz düşüyorsa; Haziran' da beş gün süren ve caddelerde kutlanan bir festivali var bunu görmeden, katılmadan dönmeyin.
    Şehir merkezinde yer alan en büyük park; Parque Eduardo VII isminde, açılışı sırasında orda bulunmakta olan İngiltere Kralı' ndan almış adını. Oldukça güvenli bir ulaşım ağına sahip gelişmiş bir şehir. Sevimli sarı tramwayları bulunan şehirde aslında bunlar turistler için gezmenin güzel bir yolu. 28 numaralı tramway hattında Lizbon' u görmek için gezi yapabilirsiniz.
 Lizbon' un kalbinin attığı, uğrak yerlerin, alışveriş merkezlerinin bulunduğu ve gece hayatının canlı oldu yer ise: Bairro Alto. Burada gençlerin uğrak yerleri istediğiniz her tarzda bar ve gece klübü bulacağınız eğlence merkezi bölgesi. Baxia' dan Bairro Alto' ya ulaşmak için bahsettiğimiz şehir asansörlerini kullanmanız yeterli.
    Lizbon şehri de; ilginç bir şekilde İstanbul misali yedi tepe üzerine kurulmuş bir şehir. Ulaşım yüz yılı aşkın yaşlarda tramwaylar ve üç adet füniküsü ile dahada canlanıyor. Gezip görülesi, farklı bir tatil deneyimi yaşatacak bir şehir olduğu kesin. Farklı mimarileriyle harika fotoğraflar çekip, Portekiz mutfağının farklı yemeklerini deneyimleyebileceğiniz bir gezi olacaktır...

23 Ekim 2014 Perşembe

Ufkunuzu Genişletmezseniz; Dünya gittikçe daralır...


    Nasıl bir şeydir ki sevmek nasıl evrensel paha biçilemez bir histir. Yeri geliyor her şeyi seviyor insan, yeri geliyor nefret ediyor. Ve büyük dengesizlikleri, arada ince bir çizgi var diyerek nasıl da maskeliyor.
    Çoğu sevgiler, aşklar para ve onun getirileri üzerine kurulmuş. Doğayı sevse insan, dağları, ağaçları hayvanları; nasıl Amazon ormanlarında hergün hemen hemen kaçak olarak 2500 tane ağaç kesilmesine göz yumacak.. Ya da nasıl göz yumar Afrika da binlerce insanın hastalıktan, açlıktan ölmesine. Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık anlayışı, yılan size dokunduğunda çok geç kalınmış olacağını bildirir aslında.
    Sevgi sempozyumları düzenleyip, resepsiyon gecelerinde pahalı giysiler, çantalar, smokinler ve ellerinde şampanyalarla nasıl da tartışırlar açlıkları, hastalıkları ve böyle geceleri yapıp destekleri için içleri rahat olarak ayrılırlar oradan.
    Hayvanları derileri, kürkleri için hunharca katlederken, bunun yanında bir çok yıkıma dur demezken; savaşlar, silahlar, zırhlı araçlar için nasılda fazla bütçe ayırırlar.
    Dünya kendini yenileyebilen doğal kaynaklarla dolu muazzam bir gezegen. Fakat her geçen gün yok ediliyor; besin zincirinin en üstündeki, en gelişmiş, en zeki olduğu düşünülen tür tarafından...
     Umursamamak çağımızın en büyük bulaşıcı hastalığı aslında. Çünkü tüm kaynaklar eşit kullanıldığında Dünya üzerinde yaşayan her canlı mutlu olabilecek şekilde yeterlidir.
    Kendini gezgin ilan edip; toplumun sıkıcılığı, iki yüzlülüğü, dengesizliğinden bıkmış kişiler aslında çoğusunun bakış açısındaki gibi meczup değil sadece birer duyarlı birey. Hali hazırda görülmesi gereken doğal güzellikler tükenmeden, gezmek, görmek keşfetmek ve bu yolculukta kendi benliklerini tanımak istiyorlar sadece. Gezginler; en duyarlı, en hoşgörülü insanlardır. Yarım ekmek yiyecekleri olsa paylaşırlar sizinle.
    Neden çantalarını sırtlarına takıp Dünya' yı gezmeye çalışıyorlar sanıyorsunuz. Geri döndüklerinde tüm hırs ve nefretlerinden arınmış değişmiş olacaklar. Çünkü kendilerine dışarıdan bakmayı öğrenip, tanıdıkları her farklı kültürde, farklı Dünya' lar keşefedecekler.
    Sevmek hissetmektir. Sizi tutsak etmez, tam tersi özgürleştirir ve duyarlı birer insan yapar...

19 Ekim 2014 Pazar

Patara' dan Demre (Myra)' ye uzanan bir Noel Baba Hikayesi



    Bildiğiniz üzere Patara Dünya' nın sayılı güzellikteki plajları arasına girmeyi başarmış; upuzun kumsalı berrak, tertemiz turkuaz denizi ve kum tepecikleriyle Antalya Kalkan' a 15-20 dakika uzaklıktaki bir yer. İçinde hem Patara antik kenti bulunan, tatilcilerin, gezgin ve seyahat tutkunu turistlerin uğrak noktasına haline gelmiş, kumsalında ata binme etkinlikleri yapabileceğiniz, akşamları sevimli careta carettaların yuvaları için ziyaret ettiği çok muazzam bir yer.
    İsmi Myra olan günümüzde Demre denilen yer ise; Likya' ın en önemli şehirlerinden birisiymiş. M.Ö. 5. yüzyılda kurulan bir şehir olan Myra Roma döneminde gelişip, zenginleşmiş. Piskoposluk merkezi olarak kabul edilen (Myra) Demre' de St. Nicholaus IV. Yüzyılın başında burada görev yapmış, halk onu çok sevmiş ve O' da inancı uğrıuna çok acılar çekmiş. Daha sonra hep Hac yollu ziyaret yapılmış buraya. Bu yüzden Demre Hristiyan dünyasında çok önemli bir yere sahip.
    Kimdir bu St Nicholaus? Bu Nam-ı Diğer Noel Baba denen kişidir. Ve bu da onun hikyesi:
Aziz Nicholaus M.S. 3. yüzyılın sonlarında, tarihler 243. yılı gösterdiğinde Patara kentinde dünyaya gözlerini açmış. Zengin bir ailenin oğlu olarak doğmuş olan Aziz Nicholaus, iyi bir eğitim görmüş, insanlara hoş görüsünde kusur etmeyen ve onlar tarafından hep sevilen biriymiş. Kudüs yolculuğunun dönüşünde kurtulduğu fırtınadan sonra, denizciler Aziz Nicholaus' un kendi dualarıyla kurtulduğunu idda etmeleri nedeniyle; O' nu "Denizcilerin Azizi" seçmişler.
Aziz Nicholau' ta denizciliğe olan sempatisi sonucu 285 yılında Myra ( Demre) kentine yerleşmiş.
Bir rivayete göre buranın kilisesinin piskoposu ölmüş ve papazlar aralarında bir türlü anlaşıp bir piskopos seçememişler, ancak dua etmeleri esnasında duydukları bir ses onlara yarın kapıdan girecek ilk kişiyi piskopos seçmelerini söylemiş.
   Nicholaus o gün erkenden kalkıp kiliseye gitmiş. Kilisenin bütün rahipleri dizilmişler kapıda bekleşiyorlarmış, Duydukları sese göre gelen ilk kişiyi piskopos yapacaklarmış. Rahipler Nicholaus' u görünce sevinip gülümsemişler ve ona yeni piskoposumuz sensin demişler, başlarından geçeni anlatmışlar. Böylelikle Aziz Nicholaus M.S. 285 yılında Myra ' da piskopos olmuş.
    Bu kentte yaptığı iyilikler ve en önemlisi de yoksullara yaptığı yardımlarla herkesin sevgisini kazanmış. 26 Aralık geceleri evlerin kapılarına gizlice küçük çocuklar için sevinsinler diye hediyeler bırakırmış.
   İşte yılbaşı gecelerinin ak sakallı, kırmızı kostümlü Noel Babası böyle ortaya çıkmış.
Demre' de şehir kalıntılarının bir çoğu malesef günümüzde görülememekte, gerek suyun yükselmesi gerek depremler, yer şekillerini değiştirmekle beraber yapılara da zarar vermiş, fakat bazı kalıntılar da var ki günümüze dek bozulmadan ulaşmış. Tekne gezilerinde tatil, keşif ve seyahat için gelen turistler bu kalıntıların olduğu yerden geçerek, yapıların bazı kalıntılarını görüp rehberleri eşliğinde dinleyerek, tarihte geriye doğru hayali bir yolculuğa çıkabiliyorlar.







16 Ekim 2014 Perşembe

Buzlar Ülkesi İzlanda...


    İzlanda; kükreyen volkanları, monolitik buzulları, buz gibi dağları ve derin fiyortları açısından doğal zenginliği olan bir ülke. Kuzeyin ham doğal güzelliklerini ve mistik gücünü yakalamak isteyen fotoğrafçılar için kutsal bir mekan haline gelmiş bulunmakta.
    İzlanda' nın doğasının güçlü duruşu ve birbirine zıt görüntüsü tatilcileri, gezginleri ve fotoğrafçıları kendisine karşı konulmaz kılıyor. Buzul havzaları, yüksek dağların aralarındaki şelaleleri, volkanik külleri ve çöl kesimleri birbirlerine zıtlık oluştururken bir yandan da inanılmaz bir ahenk içerisindeler. Bazı bölgeleri boş ve çorak hissettiren kendine özgür bir dünyası olması İzlanda' yı bakir kılıyor. İzlanda' nın nüfusu neredeyse 325.000 kişilik. Konumu itibariyle muhteşem manzaralar görmeniz mümkün. Aurora' ların ( Kuzey Işıkları) buzulların üzerinde dans ettiği müthiş gece manzaraları yaşamanız kaçınılmaz. Uzmanlar İzlanda' nın jeopolojik ve tarihsel açıdan genç bir ada olduğunu düşünüyor. 16 - 18 milyon yıl önce tektonik yer hareketleri sonucu oluşmuş olabileceği gibi sonuçlar mevcut.
    İzlanda' da lükslük dereceleri değişiklik gösteren birçok otel bulunuyor. İsteğinize ve bütçenize göre seçim yapabilirsiniz. Tabi nispeten daha lüks oteller konum ve manzara açısından daha zengin, manzaraları konukları en iyi şekilde seyeredebilsin diye, camlar yere kadar, servis daha fazla, fakat fiyatlar daha yüksek.
     İzlanda görsel dünyanıza hitap eden, kafa dinlemek ve farklı bir kültürle tanışmak için çok ilginç bir ülke. Özellikle de soğuk hava sevenler için, hiç sıkıntı çekmeyecekleri bir ülke.