17 Eylül 2014 Çarşamba

ONLAR...


    Onlar; kendilerince bir rüyalar krallığı kurar; sisler içinde hayallerden oluşturulmuş şatoları, düşten yapılma şövalyelerden orduları, ama inadına kabus gibi surları vardır.
     Düşman giremez onların krallığına ama  fark ederler ki; günden güne aslında, kendileri hapsolmuştur içeriye. Komünist rejimdeki bir ülkenin kendini dünyaya kapatması gibi,  onlar da kendilerini rüyalar krallıklarına hapsetmişlerdir.  Sadece kendi kendilerine; bazen kopuk benliklerinden, bazense yapayalnız bir köşede…
     Daha uzaklardaki düşler de sirayet eder bazen yüreklerine, ama pas vermeyip geçip giderler. Çünkü onlar; yalnızca kendi galibiyetlerinin peşinde koşan, bencil hükümdarlar gibi umursamazlar hiçbir şeyi.
     Zamanları çoktur onların;  beklemek için, yaşamak için, savaşmak için... Bol sandıkları zamanlarının bittiğini, kum saatindeki hoyrat kumlar söyler diye de gizli bir korku büyütürler içten içe. Fakat, devekuşu başını toprağa sokunca kimsenin kendisini görmediğini sanır  ya; onlar da zamanın nasıl geçtiğini görmezden gelip, belki bir gün durur ve onlara  bir seçenek tanır diye beklerler.
     Tüm bu rüyalar krallığı gerçek yaşamın ta kendisi aslında; onların kanlarının son damlasına kadar kalıp, mücadele etmeleri gereken yer "gerçek yaşam"...
     Kendilerini asla anlayamamış bu diyarı bırakıp gitmekte zor, hatta imkansızdır onlar için. Hırslarının zavallıca köleleri olmuş; anlatılan bir şeyi anlayabilmeleri için, parasal değerini duymaları gereken bir hale gelmişlerdir. Duygusuz, gösterişçi canavarlar yaşıyordur, o yüzlerindeki sevimli maskelerin altında. Kendilerine ait olan her şey için ölesiye gösterişçi, fakat birine makul bir yardım etme anında alabildiğine duygusuz...
     Burası gerçek yaşam: romanların, filmlerin, düşlerin ötesinde; yıkımların, açlıkların olduğu yer.
Dünyanın terazisi bozulduğu günden beri her şey dengesiz, her şey biraz eksik. Ve onlar daha da eksiltiyor... Bazılarının içinde yeşermeye çalışan duygu filizlerine, asit yağmurları yağdırıyor onlar. Sevgi dolu büyüyebilecek her şeyi nefret kırıntılarıyla besleyip; ninni yerine, nefret sözcükleriyle uyutuyorlar...
     Yalanlardan korksa bile yine de hayatını yalanlar üzerine kuran onların, sahte mutluluklarını;
ne olduğunu bilmediği için, karanlıktan ve ölümden korkmayan bir çocuğun cesurluğuna değişmem...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder